Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Bir an için geçmişte söylenenleri bir tarafa bırakalım, çünkü onlar artık gerçekten geçmişte kaldı. Kabul edelim ki Türkiye’de siyaset biraz da “dün dündür, bugün de bugündür” üzerinden icra edilmektedir, bu konuda toplum olarak oldukça eğitimliyiz. Eğer Bahçeli’nin, Öcalan’ı Meclis’e getirme önerisi gerçekten tasarlanmış bir planın önsözü niteliğini taşıyorsa, kelimenin tam anlamıyla ezber bozan bir çıkış olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak Bahçeli’nin konuşmasının satır araları dikkatle okunduğunda, Türkiye’nin neredeyse yüz yıllık bir problemi olan Kürt meselesini çözmekten çok, konjonktürel bir hamle olduğu kanaatini güçlendirecek bir tarafı olduğu da muhakkak.
Öncelikle hemen belirtelim, hangi niyetle ve ne tür bir tasarımla söylenmiş olursa olsun, terörü bitirmeyi ve sonuçları itibariyle Kürt meselesinin çözümüne katkı sağlayacak her adıma kesinlikle pozitif bakmak zorundayız. İnanıyorum ki parlamentoda bulunan partilerin büyük bir bölümü ve bu ülkede yaşayan herkes de barış ve kardeşliğe açılan her girişimin arkasında olacaktır. Ama bilinmesi gerekiyor ki bu mesele sadece birtakım demeçlerle çözülebilecek kadar da basit değil. Bir kere AK Parti iktidarı ve ortaklarının bugüne kadar sergilediği görüntü, çözüm konusunda samimi bir adım atabilecekleri yönünde toplumda ‘güven’ duygusu oluşturmuyor. Unutmayalım gerek AK Parti gerekse MHP şu ana kadar “Kürt meselesi”sinin çözümü konusunda en küçük bir telaffuzda bile bulunmadılar. Dolayısıyla, “Bahçeli işareti verdi, çözüm adımı atılıyor” diye bayram havasına kapılmanın bir anlamı yok.
Geçmişteki ‘açılım’ ve ‘çözüm süreci’ tecrübelerine bakarak değerlendirmek gerekirse, bu yeni dönemi bir milat olarak kabul ederek çok da coşmamakta fayda var. Yarın yolun bir yerinde Bahçeli, yeniden eski ayarlarına dönerek DEM’in kapatılmasını, Demirtaş’ın ebediyyen cezaevinde kalmasını isteyebilir. Doğal olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan da Bahçeli’yi takip edecektir, bu ihtimal dışı değil. İşte o zaman çok daha yıkıcı bir süreç başlayabilir ki herhalde bunu hiçbirimiz istemeyiz. Bu arada, TUSAŞ’a yapılan terör saldırısının nasıl sonuçlar ürüteceğini de dikkatle izlemek gerekiyor.