AB ile ilişkilerimizin düzelmesi için demokratik görünürlüğümüzü 2011 yılına kadar süren o pırıltılı günlere döndürmek zorundayız. Eğer hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasi, güçlü bir insan hakları performansı ve ifade özgürlüğü konusunda doğru hamleler gerçekleştirebilirsek üyelik kapılarını zorlamamız daha da kolaylaşacaktır.
Bunu söylerken aslında imkansız bir durumdan söz etmiyoruz. Zira AK Parti’nin ilk döneminde AB uyum yasaları çerçevesinde devrim niteliğinde yasal değişimler gerçekleştirildi. Bugün özgürlükler konusunda yaşadığımız zaaflar yüzünden kimse dillendirmek istemiyor ama, o gün gerçekleştirilen demokratik reformlar aynı zamanda Türkiye’yi ekonomik anlamda da bir üst lige taşımıştı.
AB standartlarında elde edeceğimiz her demokratik kazanım Avrupalılar için değil, öncelikle bizim için önemli. Unutmayalım ki hukukun üstünlüğüne dayalı, kuvvetler ayrılığını hayata geçirmiş demokratik bir Türkiye, Ortadoğu ve bütün bir İslam coğrafyası nezdinde de marka değeri yüksek güçlü bir Türkiye olacaktır. Ve hafızalarımızı biraz tazeleyelim ve bir yere not edelim; Osmanlı bir Ortadoğu devleti değildi…