Ekonomik büyüme her zaman, iktidarların en fazla önem verdiği gösterge olmuştur. Büyümenin sürdürülebilir, sağlıklı kaynaklara dayanıp dayanmadığı, gelir dağılımının hangi kesimler lehine değiştiği de hemen her dönemde iktidarların tartışmayı çok sevmediği konular arasında yer almıştır. Türkiye ekonomisi büyüyor, çarklar dönüyor, piyasa işliyor. Ekonomi yönetiminin yaklaşan seçimler öncesi siyasi kaygılarla çok yüksek enflasyona rağmen “ne pahasına olursa olsun büyüyelim” tercihi bir şekilde sonuç veriyor.
Ancak TÜİK’in, Ağustos ayının son günü açıkladığı 2022 yılı 2.çeyrek dönem büyüme verileri öyle bir gerçeği gözümüze soktu ki OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen üçüncü ülke sıralamasına bile sevinemedik. Ekonomi uzmanlarının genel saptaması şöyle: “TÜİK’in yüzde 7,6 olarak açıkladığı büyüme kapsayıcı değil, çünkü işgücünün milli gelirden aldığı pay yüzde 25,4’e inmiş durumda.”
İşgücünün milli gelirden aldığı pay sadece bir yıl içinde 7,2 puan gerilemiş. Sermaye gelirlerinin payı 5 puana yakın artmış. İşgücünün milli gelirden aldığı pay COVID-19 salgını öncesinde yüzde 37 düzeyindeydi. Salgının etkisiyle milli gelir içindeki payı erimeye başlayan işgücü gelirleri ikinci çeyrekler itibarıyla 2020’de 36,8’e, 2021’de 32,6’ya, 2022’de 25,4’ e geriledi. Bu yılın ilk üç aylık döneminde bile bu payın yüzde 31,2 olduğunu dikkate aldığımızda sabit gelirlilerin yüksek enflasyon altıda ne kadar hızlı şekilde ezildiğini görebiliyoruz. Bölüşüm paylarının çalışanlar aleyhine görülmedik bir hızla bozulduğu kötü bir manzarayla karşı karşıyayız.