Lâ sesinin ardında bir hayat

H. AYHAN TİNİN / Sanat da var / Tiyatro          

insanatinart@gmail.com

Her insan bir ömür bir şeyi arar…

Kimi farkında bile değildir bu arayışın.

Kimi ararken ümitsizliğe düşer vaz geçer.

Kimi aradıkça acımaya kalkar kendine, öfkesini yine kendinden çıkartır.

Kimi aradığının bulunamaz olduğunu varsayar, görünen maddi varlığın içinde kırık dökük anlamlar ile yetinir.

Kimi arayışın aslı haline dönüştürür kendini, öyle bir aydığın içine düşer ki başkalarının karanlık zannettiği, güler geçer yaşadığı hayatı çul-çaputla, dam-toprakla ölçenlere…

İşte böyledir ömrü Neyzen’in…

‘Kolaylı’ soyadını alsa da kolay olmamıştır hayatı…

Aslında kendi için kolaydır da başkalarına anlatması zordur seçtiği yolu…

O nedenle kızı Leman Kolaylı babam layüsel bir adamdı diye anlatır Neyzen Tevfik’i…

Uğur Yücel ‘Neyzen Tevfik Hiç’ oyunuyla yeniden ateşini yaktı bu güzel insanın dünyasının.

Tek perdelik, yaklaşık bir buçuk saatlik sahne performansında, Neyzen’in hayatını, bilmeyen ve tanımayan kuşaklara anlatan eser, ilk sahnelenmesine doğum yeri olan Bodrum’dan başladı. İstanbul’da ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde sergilenmeye devam ediyor.

Günlük yaşamın biteviye dünyasının bezginliğinde, hayatının merkezinde sürekli satın alma listeleriyle koşması zorunlu hale getirilen yeni kuşaklar; yaşamının ekseninde ney ve mey olan bu insanı anlamakta güçlük çekip, yüzeysel değinmelerle yetinseler de her ikisi de Neyzen Tevfik için bir vasıtan fazla bir şey değildir.

Bunun farkına varmak Neyzen Tevfik Kolaylı’yı ‘Merâtibül-hakâik’ penceresinden bakarak değerlendirebilmeyi kolaylaştırır ki bunun lezzetiyle Neyzen’in nefesini dinlemek başka bir boyutun sanatsal ve estetik keyfine taşır insanı…

Neyzen’in şairlik becerisini hiciv ile taçlandırmasını da unutmamak gerek.

Neyzen akıl yoluyla gerçeği değerlendirirken, taşlama geleneğinin en acı biçimi hiciv yazımında sanatının çok sesliliğini doruğa taşımıştır. Ancak bunu yaparken yüreğindeki hakikat arayışı ve aşkını da asla kaybetmemiştir.

Kendi ateşini, yine kendi yakarak sanatın ve bilginin peşinde dünyayı dolaşır Neyzen Tevfik…

Bir gün Mehmet Akif ile Mısır’da baş köşede ağırlanırken, başka bir gün Sait Halim Paşa yalısında kurulan sofrada baş köşede yer alır. Kimi zaman Atatürk’ün sofrasına da uyuya kaldığı bir duvar dibinden zaptiyeler eşliğinde davet edilir.

Ne var ki bunların hiçbiri Neyzen’in aklını başından almaz!

Çünkü Neyzen Tevfik iltifat gördüğü makamlarda kendini kaybetmemek için ‘aklını’ başından çoktan azat eylemiştir.

Bodrum’da 1879’da başlayan ömrü, 1953 yılında İstanbul’da son bulduğunda; tabutunun arkasından sokaklarda yatan evsizler de beyler paşalar da konak insanları da birlikte yürümüştür. Yalnız o kadar mı? Bektaşiler, Mevleviler, Melamiler…

Bu kadar birbirinden farklı insanı Neyzen’in ölümünde aynı çizgiye getiren neydi?

Devrinin en büyük ney üstadı olması mı?

Baskı ve yolsuzluğu gördüğü her yerde eline kâğıdı kalemi almaksızın, irticalen söylediği hicivlerle bu durumu eleştirmesi mi?

Yeri geldiğinde padişahlığın, yeri geldiğinde meşrutiyetin; kimi zamanda İttihat ve Terakki’nin hatalarını korkmadan dile getirmesi mi?

Atatürk’ün ölümünü duyduğunda gözyaşlarının sel olması mı?

İzmir Mevlevihanesi’nden, İstanbul Galata Mevlevihanesi’ne uzanan yolculuğunda, arayışını sıradan bir eylemden tutkuya dönüştürmesi mi?

Çelişkinin içindeki bütünü, bütün görünenin içindeki çelişkiyi görebilmesi mi?

Hayat, çatlak bir bardaktaki suya benzer. İçsen de tükenir içmesen de. Yaşasan da bitecek yaşamasan da.

Neyzen Tevfik bunu söyledikten sonra bize diyecek hangi söz kalır? ‘HİÇ

İzleyin sahnede Neyzen’i…