
ŞULE TÜRKER
suleturker34@gmail.com
@suleturker34
Son yıllarda yolu Ayvalık tarafına düşen hemen herkesin yeni bir gezi rotası oldu; Küçükköy…
Osmanlı döneminde geçici bir süre Yeniçerilere ev sahipliği yapan -eski ismi Yeniçarohori (Yeniçerilerin yeri) de buradan geliyor- belde, zamanla Rumların yaşamaya başladığı bir yer olmuş. Mübadele zamanı yapılan değişimle Boşnak köyüne dönüşmüş, ancak bu çok uzun sürmemiş, zira Boşnaklar çeşitli sebeplerden köyü terk etmişler. Bir süre sonra hayalet bir yer haline gelen Küçükköy’ün kaderi, Ayvalık’la bir şekilde bağı olan sanatsever bir grubun burayı ayağa kaldırmak için hayata geçirdiği akıllı köy projesiyle değişmiş. Bir süredir ‘sanat köyü’ olarak anılan Küçükköy, restore edilen Rum evleri, sanat atölyeleri, galerileri, tasarım dükkanları, köyün yerlisi kadın üreticilerin satış yaptığı yerel pazarı, Boşnak böreği ve mantısının da sunulduğu lezzet duraklarıyla bu destinasyonun vazgeçilmez durakları arasında yer alıyor.
Bu yazımıza konu olan Artura Gallery, Küçükköy’ün hemen girişinde. Burası sadece bir sanat galerisi değil, aynı zamanda bir baskı müzesi. Üstelik dünyada sayılı örnekleri bulunan, Ortaçağ’da uygulanan metotlarla -yüksek baskı (tipo)- ve 150-200 yıllık aletler kullanılarak sanatçıların çalışmalar yaptığı bir niş müze.

Ressam, heykeltraş Rabia-Uğur Çalışkan çifti tarafından restore edilen taş binadan içeri adımınızı attığınızda kendinizi bir zaman yolcusu gibi hissediyorsunuz. Zira sizi karşılayan dekor, baskı aletleri, duvarlardaki eserler, kısacası gözünüzün iliştiği hemen her şey, günümüze değil, eski dönemlere aitmiş gibi. Kafe olarak düzenlenen kısmında Rabia Çalışkan’ın imzasını taşıyan resimlerinin yer aldığı, ‘mekanın sahibi’ kedi Zeytin’in gelenlere eşlik ettiği Artura (Xylography Museum), Küçükköy’e gelen yerli turistler kadar yabancıların da ilgisini çeken bir mekan.
Yaz sezonu boyunca Küçükköy’de yaşayan ve artık buranın ‘yerlisi’ haline gelen Çalışkan çiftiyle bu sıradışı mekanı konuştuk. Buyursunlar:

Ankara’da yaşıyorsunuz. Küçükköy’e gelme fikri nasıl ortaya çıktı?
2004’te Alaçatı’da ilk galerimizi açmıştık ve 13 yıl orada kaldık. Ne zaman ki ruhunu kaybetmeye başladı, biz de oradan ayrılmaya karar verdik.
(U.Ç) Son üç yıl tüm Ege’yi taradım; tarihi dokusu olan Rum köylerine bakıyordum. Amacımız, terk edilmiş alanları sanatla yeniden canlandırmaktı. 2013 yılında Küçükköy’ü buldum ve ilk binayı satın aldım, Artura Gallery’yi buraya taşıma kararı aldık ve Alaçatı’dan ayrıldık.
İki yıl içinde 100’ün üzerinde bina satın aldı arkadaşlarımız. Bunların 35’i sanatçı; beş sanat disiplininden oluşan tanınmış sanatçılar.
Galeriden müzeye dönme fikri nasıl doğdu?
Baskı Müzesi oluşturma fikri aslında önceden beri vardı aklımızda. Ben, Gazi Üniversitesi kökenliyim, heykel ana sanatından mezunum, fakat baskı hocalarım Mürşide İçmeli, Hayati Misman olunca, baskınız da kuvvetli oluyor haliyle.

Burada çok dikkat çekici aletler var, bunları nasıl temin ettiniz?
Mekanik dünyaya düşkünlüğümden 20 yılı aşkın süre matbaa makineleri topladım. Özellikle baskı uygulamalarının başladığı dönemlere ait ilkel makineler ve mekaniği ilgimi çekmiştir.

2015’te makineleri binaya getirmeye başladık, her yıl üç veya beş tane getirdik. Böylelikle Artura Gallery bünyesinde matbaanın ilk uygulama zamanlarını hedeflediğimiz müzemizi oluşturduk. Şu anda 25 kadar farklı dizaynda makinemiz mevcut.
Kullandığınız baskı tekniği de çok eski dönemlere ait?
Xylography, dünyada belli bir zaman aralığında yapılmış; 1493-1520 yılları arasında uygulanmış niş bir alan. Biz de genelde TIPO tekniği kullanıyoruz baskıda, çünkü makinalarımız bunlara uygun.
İlk çalıştay Hayati Misman’la yapıldı
Zaman zaman duayen isimlerle burada workshoplar da yapıyorsunuz…
Evet, alanında ustalaşmış sanatçılarımızı dönem dönem müzemizde ağırlıyoruz. İlk çalıştayımızı Hayati Misman hocamızın önderliğinde 2019’da yaptık. Her yıl sezon boyunca açık zamanlı çalıştaylarımız sürüyor. Sanatçılara çalışma imkanı sunuyoruz. Sezon içinde, zamanı sanatçıların belirlediği tarihlerde, genellikle de üç gün süreyle -bir kalıp oluşturmak için- bu etkinlikler gerçekleştiriliyor. Basılan işin üçte biri sanatçılar tarafından müzeye hibe ediliyor; müze gelirimiz bunların satışından elde ediliyor.

Bu sezon Hasan Kıran’la çalıştınız?
Hasan Kıran, 19-21 Temmuz arasında Japon ahşap baskı teknikleri konusunda çalıştay yaptı. Keyifli ve ilgi çekici bir sanat etkinliği oldu.
Müzenizi daha çok kimler ziyaret ediyor?
Ziyaretçilerimiz sanatseverler ağırlıklı olarak. Dünyada da az bir uygulama alanı bulan xylography tekniğine yabancılar da çok ilgi gösteriyor. İnsanlığın bir daha üretmeyeceği bu ekipmanlarla sanatçıların çalışıyor olması, her kesime ilginç geliyor.
Köyümüzün bir Ortaçağ köyü olduğu düşünülürse (1492’de kurulmuş. Yeniçeriler yaşamış, sonradan köyleşmiş) bu dokuya uyan Ortaçağ tekniği uygulamaları, birbiriyle çok iyi örtüştü, ki bu da bizi ayrıca mutlu ediyor.
Xylography tekniği

Xylography, ahşap yüzeyleri oyarak elde edilen kalıpla resim basma tekniği. (Asya kültürlerinde yaklaşık 4 bin yıldır bu metot uygulana gelmiş). Genel olarak tipo baskı olarak uygulanıyor. Basılmak istenilen resimler, tahta levhalar üzerine ters kazınıp, kabartma haline getiriliyor, daha sonra mürekkep sürülüp, preslenerek kağıda baskı yapılıyor.
Ortaçağ’da sık kullanılan bu zor teknik, günümüzde ekstrem bir alan olarak az sayıda sanatçı tarafından uygulanıyor.