ARDA EKŞİGİL
18 Mart’ı 19’una bağlayan gecenin ayazında, ertesi sabah yaşanacak trajikomedinin sahne dekoru hazırlanıyordu.
Birbirine kelepçelenerek caddeler boyu uzanan o barikat seddini düşünün.
Barikatların arkasından sizi gözetleyen, yakalarını burunlarına kadar çekmiş çevik kuvvet birimlerinin donuk, ifadesiz bakışlarını; halkla aralarına set çeken kalkanlara yaslanarak kalabalığa attıkları yılgın, bıkkın -hatta ürkek- nazarları getirin gözünüzün önüne.
Emir-komuta halatına zincirlenmiş vicdanlarını yoklayamadan, üstlerince ikna dahi edilemeden telaşla cephenin ilk safına sürülmüş o huzursuz bedenlerini süzün boydan boya.
Hukuksuzluğun ve zorbalığın bekçiliği -hele de enflasyona ezilen şu memur maaşlarıyla- bu kadar oluyor ancak.
Şafak söktüğünde, bir koku yayılmıştı İstanbul’a. O kadar ki milletin burnunun direği kırıldı kokudan. Tanımadığımız bir koku değildi aslında, fakat ilk kez bu kadar keskin, bu kadar baskın bir yoğunlukta çökmüştü şehrin üstüne.
İstanbul’la kalmamış, memleketin en ücra köşelerine dahi sirayet etmişti. Üstümüze başımıza, koltuklarımıza, yastıklarımıza, nevresimlerimize sinmişti. Camı açsak da kapatsak da rüzgar esse de esmese de çıkmayacağını biliyorduk artık. İstanbul kaynaklı gibi görünse de asıl menşeini de biliyorduk: Saray menşeiliydi koku. Korkunun kokusuydu.
Erdoğan’ın bir numaralı alamet-i farikası, şahsi endişe ve korkularını destekçilerinin zihnine işleyebilmek, gerekirse kollarından sıkı sıkı tutup damarlarına zerk edebilmek oldu. Ortak bir travma havuzunda yüzüldü yıllarca. Millet O’nun derdiyle dertlendi, O’nun efkarına ortak oldu, O’nun hiddetine iştirak etti iştahla. O’nunla beraber yuhaladı 14 yaşında bir Alevi çocuğu meydanlardan, O’nunla beraber tekmeledi ‘saygısız’ madenci yakınını.
Sırtına yüklenen külfeti hissetmedi önce veya hissetmek istemedi. Bazen hissetmesine rağmen gururla sırtladı eşlikçisi olduğu kötülüğün bedelini. O’nun hıncını, hasedini, intikam duygularını paylaştı, hiç gocunmadan.
Aynı ‘tehdit algısı’nda birleşti kalpleri. Aynı hezeyanların sımsıcak alışverişi yapıldı mitinglerde. Milletle Erdoğan’ın temsil ettiği yeni devlet arasındaki bu duygusal geçişkenlik, tutkalı oldu yeni rejimin.
Yıllar geçtikçe ortak garezlerde birleşerek aynı düşmanları sıra dayağından geçirmekten elleri kan revan oldu Millet’in. Yumrukladığının beton bir duvar olduğunu, kafa attığı surette kendinden de bir parça olduğunu -kaşını gözünü yardıkça- seçer gibi oldu. İlk kötü kokular o zaman yayıldı işte.
Saray’dan dumanlar yükseldi. Millet, yangın korkusu ve vefa duygusuyla Padişah’ın yardımına koştu evvela. Padişah onlara, zamanında kendi elleriyle memleketi teslim ettiği korkuluğu yıktırdı bir temmuz gecesi. Artık iktidarın tüm hisselerini üzerine geçirmiş, koltuğunda rakipsiz görünüyordu. Fakat kokular kesilmedi. En fiyakalı deodorantları kullanmaya başladı Sultan, en parlak losyonları sürdü yüzüne, en pahalı parfümleri sıktı boynuna; fakat ne yaptıysa, o kesif rayiha dağılmadı bir daha. Milletin git gide buruşan memnuniyetsiz yüzüyle karşılaştıkça, bir ürperti hissetti benliğinin derinliklerinde. Kendini ele veren kokuyu dağıtmak, korkusunu bastırmak için ortalığı toza dumana katmaktan başka çaresi kalmamıştı. Bir zamanlar O’nun için korkan Millet, O’ndan korkar olmuştu artık.
Uzun arayışların sonunda, artık milleti şahsi kaygılarına ortak edemeyen Sultan’ın yaydığı kötü kokulara bir panzehir bulundu. İyice telaşa kapılan Padişah, bulunan panzehrin dertlere derman olmayacağını haykırdı en üst perdeden. Fakat geçmişte O’nun telaşına, endişesine, öfkesine kulak kesilen Millet’le gönül bağı kopmuştu artık. Panzehri ellerinden kopardı, dehlizlerde unutturmaya çalıştı.
Kaçak dövüş hamlelerini birbiri ardına sıralarken saldığı aroma yalnızca meydanlara, sokaklara, evlerimizin derinliklerine sinmedi bu kez. Barikatları aşarak miğferini takmış, copunu çekmiş emir kulunun da ciğerlerini doldurdu.
Korkunun kokusu ilk duyulduğunda ekşi, itici, mide bulandırıcı bir kokuydu belki. Ama yine de derin nefes alın, iyice içinize çekin onu. Korkunun kokusuyla hürriyet kokusu ne kadar benzeşiyor, şaşıracaksınız.