Taksim’de gerçekleştirilmesi amaçlanan müdahale öncelikle bir “mimari proje” ya da “peyzaj düzenlemesi” değil, şehrin hafızasını kazımaya dönük bir girişimdir. Meydanın meydan olma işlevinin ortadan kalkması…
Bu nedenle Taksim iktidarın nasıl bir toplum düzeni, nasıl bir yönetim hayal ettiğinin ipuçlarını, şehir halkını disipline etme arayışını ele veriyor.
Uygulamanın şiddet içermesi için müdahalenin mekânın fiziki varlığına yönelik olması gerekmez.
Bir kamusal alanda, fiziki olarak hiçbir değişiklik yapılmasa dahi, yasaklar konması bu anlam katmanlarını şiddet yoluyla değiştirmeye dönük bir girişimdir. “Bu meydanda bundan sonra hiçbir gösteri, konser olmayacak, yalnızca park olarak kullanılacak” diyen bir yönetim, fiziksel olarak da halkına şiddet uygulamayı göze alan bir yönetimdir.
Devleti ele geçirme mücadelesi kamusal temsiliyet alanlarını ele geçirmeye dayanır. Kendisini bu merkeziyetçi temsil rejiminde haklılaştırmak isteyen iktidarlar kendi tarihlerini yazar, ister istemez.
Bugün de yasaklarla yapılmak istenen, bir hafıza silme işlemidir. Taraflar bu temsiliyet rejimi içinde kendi tarihleri ile meşgul olur, bu yüzden ötekini yok sayar. Bu temsiliyet rejimini değiştirmeyi amaçlayanları da karşı taraf olarak algılar.
Bu nedenle kamusal alan perspektifini iktidarlar arası bir uzlaşma ortamından demokratik bir uzlaşma ortamına taşımak gerekir.
Eğer Taksim Meydanı’nı iktidar 1 Mayıs gösterileri, muhalefet etkinlikleri nedeniyle “karşı tarafın mekânı” olarak görüyorsa ve bu geçmişinden dolayı dönüştürmek istiyorsa, bunun böyle olmadığını göstermek için yapılacak şey bu algı üzerinden hareket etmek değil, bu algıyı değişime uğratmaktır.
Çiğnenen, bütün İstanbulluların hakkıdır, kendisini ifade etme özgürlüğüdür.