Avrupa’ya geldiğinde ilk uğradığı yer, adını tanıdığı bir okuldu. Kapısı kapalıydı. Önünde bekleyen çocuklara neden içeri girmediklerini sordu.
“İçeride okuyabilmek için dışarıdayız” dediler.
Prens bir süre kapıya baktı. Yetişkinlerin dünyasında bazı kapıların açılması için önce kapatılması gerektiğini henüz bilmiyordu.
Okul, Saint-Exupery’nin adını taşıyordu. Bu tanışıklık hoşuna gitmişti ama adını bildiği birinin okulunda neden bu kadar çok eksik olduğunu anlayamadı. Öğrenciler öğretmenlerden, sınıflardan, sıralardan söz ettiler. Daha doğrusu bulunmayan öğretmenlerden, yetmeyen sınıflardan, eksik sıralardan… Sonra hepsinin üzerinde uzlaştığı o sözcük geldi: gelecek.
Yetişkinler onlara sık sık ülkelerinin geleceği olduklarını söylüyordu.
“Peki,” diye sordu şaşkınca Prens, “ülkenin bugünü olmadan geleceği nasıl olacaksınız?”
Çocuklar bu soruyu daha önce de sormuşlardı. Kendilerine bütçenin durumundan, zorunlu tasarruflardan, biraz daha sabretmeleri gerektiğinden söz edilmişti. Anlaşılan gelecek çok değerliydi ama ya bugün? O çok önemli geleceği bugün inşa etmiyor muydu?
Prens, Fransa gezegenindeki ilk dersini böyle öğrendi: Yetişkinler geleceği çok seviyordu, belki de henüz gelmediği için… bugünü ise pek sevmiyorlardı, belki de henüz gitmediği için…
Eylül günlerinde bir okulun önünde başlayan bekleyiş, başka okulların önünde de görülmeye başladı. Öğrenciler birbirlerinin görüntülerine baktılar. Uzaktaki bir sınıfta kendi sınıflarını, başka bir çocuğun sözlerinde kendi sustuklarını buldular. Sonra öğretmenler, anneler, babalar geldiler. Okulun kapısında konuşulanlar eve, işyerine, meydanlara taşındı.
Prens önce bunun nasıl olduğunu anlayamadı. Bir öğretmenin eksikliğiyle bir ailenin geçim sıkıntısı nasıl aynı meydanda buluşabiliyordu?
Bir anne, okulun karşılayamadığını kendilerinin karşılamaya çalıştığını anlattı. Bir öğretmen, çocukların öğrenme koşullarıyla kendi çalışma koşullarının aynı sınıfın içinde bulunduğunu söyledi. Prens, kapının iki tarafında duranların aslında birbirlerinden o kadar da uzakta olmadığını düşündü bu gezegenden ayrılırken.