
MUSTAFA ALP DAĞISTANLI
Bir fabl yazabilir misiniz? Ben yazamam. Ama vardır içinizde yazabilecekler. Soruyu daha belirgin soralım:
“Müdafaa edeceğiniz fikri, canlandıracağınız karakteri bulduktan sonra, basit bir vak’a ve mekân tayin ederek bir fabl yazınız.”
Bu yazı ödevini veren, Ankara Atatürk Lisesi’nde edebiyat öğretmeni Fevziye Abdullah Tansel. 1959-60 öğretim döneminde, 4. sınıf öğrencisi Hilmi Çayırlıoğlu’nun yazdığı fablı bir okuyalım bakalım:
TİMSAH İLE KUZU
Hava gayet güzeldi, yağmur örtmüştü tozu,
Bir nehir kenarında geziyordu bir kuzu.
Onu gören bir timsah dedi ki: “Av çok güzel,
“Yiyemezsem ben onu, işte bu beni üzer.
“Dur, bir plân kurayım bu kuzuyu yemeğe,
“Değer zannediyorum, o, bu kadar emeğe!”
Aklından hazırladı yapacağı oyunu,
“İşim iştir” diyordu, “yok edersem koyunu.”
Dedi ki: “Kuzu kardeş, neye yüzmüyorsun sen?
“Bak, suyun içersinde çok eğleniyorum ben,
“Kardeş kardeş yüzeriz sen de gelirsen suya;
“Hatta dalabilirsin bir artım da uykuya!”
Kuzu dedi ki ona: “Ama, yüzemem ki ben,
“Boğulurum giderim biraz eğlensem derken…”
Timsah cevap verir: “Sen suya girme canım,
“Ben seni gezdiririm nerde isterse canın.”
Akıllı, küçük kuzu keşfetmişti plânı,
Deliğinden isterse çıkarırdı yılanı.
“Evvelâ çemenlerde doya doya gezelim,
“Sonra da suya girip, yıkanalım, yüzelim;
“Ben hep önde giderim, sen gelirsin izimde,
“İstediğimiz olur işte ikimizin de…”
Böyle diyerek kuzu, onu peşine takar,
Arada-bir de dönüp mesafesine bakar;
Fakat timsah kuzuya yetişemez bir kere,
“Susuz kaldım” diyordu, “şurda olsa bir dere…”
Çıkaracak bunların hıncını hep kuzudan,
Fakat farkedemedi uzaklaştığını sudan.
En nihayet yorulur yürümekten karada,
Kuzunun kaybolduğunu farkeder bu arada.
Kızgın kaya üstüne sererken onu güneş,
Son sözleri duyulur: “Hakettim, kuzu kardeş.”
Bu fablı Fevziye Abdullah Tansel’in İyi ve Doğru Yazma Usulleri (Milli Kültür Yayınları, 1963) kitabından aldım. Bu kitaptan size bahsetmiştim iki hafta önce. Fevziye Hanım, öğretmenliğinin yanısıra, edebiyat tarihi üzerine çalışmaları olan bir araştırmacı.
Bir sahafta rastlayana kadar bu kitaptan haberim yoktu. Elimdeki kitap iki cilt aslında: Tashih ve Müracaat El Kitabı (1962) ve Kompozisyon (1963). Benim sahafta bulduğum, bu iki cildi birarada ciltlettiren Jandarma Albay İbrahim Öztuna’nın. ‘Albayım’ bu iki cildi 28- 12- 68’de almış, öyle not düşüp imzalamış.
İlk cilt kolay anlaşılır bir dilbilgisi kitabı; tahrire (yazı yazmaya) ayrılmış ikinci cilde hazırlık, temel bir bakıma. İkinci cilt bizde herhalde örneği olmayan bir çalışma. Çeşitli türlerde (hikaye, röportaj, sohbet, seyahat…) yazı yazmanın ilkelerini, esaslarını, özelliklerini anlatıyor, sonra da iyi ve kötü örnekler veriyor. Fevziye Hoca örneklerin tamamını 1941-1962 arasında öğrencilere verdiği ödevlerden seçmiş. Kötü örneklerin imzalarını açık etmiyor X deyip geçiyor, iyi örnekleri yazanların isimlerini veriyor. Bu öğrenciler arasında tanıdığımız kimseler de var: Altan Öymen, Turgut Özakman, Güner Sümer, Ergun Özbudun, Öztin Akgüç…
Bir Tanju Durusal var mesela, en çok onun metni görünüyor iyi örneklerde. Yine çok ödevi görülenlerden Çeven Egesel var, Yücel Turgu var…
Fevziye Hoca bu kitapları yazarken ABD’de çıkan bazı kompozisyon, yazı yazma kitaplarından yararlanmış, yöntemlerinin bazılarını kullanmış. Fakat sadece kitabı yazarken değil, lisede ders verirken, kompozisyon ödevleri verirken de üzerinde çok düşünmüş. Verdiği ödevlerden birkaçı şöyle:
. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, Tehlike Karşısında Keçi Fil Oluyor adlı hikâyesinin dayandığı, “Evvela nefse itimat, saniyen sebat… Bütün mucizeler, işte, bu iki hasletten doğar” fikrini esas alarak bir hikâye yazınız.
. Birinden dinlediğiniz, veya şâhit olduğunuz bir konuşmayı diyalog halinde yazınız.
. Çocukluk hayatınızla alâkalı bir otobiyografi vak’ası yazınız.
. Bir sinema önünde, bir otobüs durağında, veya herhangibir yerde toplanmış bulunan bir halk kitlesini evvelâ umumi görünüşü ile tasvir ediniz. Bu kalabalık arasında sizce dikkati çeken biri üzerinde durarak, onu, şekli ve giyinişi, sesinin tonu, tavır ve hareketleri ile canlandırınız.
. İçinde bulunduğumuz zamanda memleketimizin iktisadi kalkınmaları, içtimai mes’eleleri, spor, edebiyat, resim hareketleri ile alâkalı bir makale yazınız.
Fevziye Hoca edebiyat dersiyle kompozisyon dersinin birleştirilmesi gerektiğini düşünüyor ve salık veriyor, bir zamanlar öyleymiş zaten. Benim zamanımda, 1970’lerde, hala ayrıydı. Şimdi nasıldır bilmiyorum, ama ben de Fevziye Hoca gibi düşünüyorum, edebiyattan ayrılamayacak, yazarlarımızdan örneklerle beslenerek yürütülmesi gereken bir ders kompozisyon.
Kitapta verilen metin örneklerinin bazıları gerçekten çok iyi, ‘Ne yetenekli, donanımlı lise öğrencileri varmış!’ dedirtiyor.
Fevziye Hoca’nın verdiği yazı ödevlerinden biri de şu:
“‘Dünyada en korkunç şey, cehaletin harekete geçmesidir’ cümlesindeki fikri esas alarak bir musahabe [sohbet] yazınız.”
1961-62 öğretim döneminde 5 Fen A öğrencisi İsmail Coşkuner, bu kompozisyon ödevini şu cümleyle bitirmiş:
“Cehaletin sürdüğü arabaya binmektense, yayan yürümeyi tercih ederim.”
Yürüyelim arkadaşlar, yürümek için gerekçemiz çok, hiçbir yürüyüş fırsatını kaçırmayalım.
DİLE GELENLER
Bahanesiyle
Öğrencilerin protestolar bahanesiyle tutuklanması bence cuk otururdu. Erbil Akay
MAD: Geçen haftaki yazıda “İstanbul Büyükşehir Belediyesi odaklı soruşturmalara karşı başlayan protestolar nedeniyle tutuklanan öğrenciler…” cümlesindeki ‘nedeniyle’ kelimesini sorgulamıştım. Okurumuz Erbil Akay’ın önerisi (bahanesiyle) önce bana da cuk oturuyor gibi geldi, ama biraz düşününce şüpheye düştüm.
Sözlükler ‘bahane’ karşılığında şunu veriyor:
“Bir şeyin asıl sebebi yerine ileri sürülen sözde sebep, gerçekle ilgisi olmayan sahte özür ve mâzeret.”
Mazeret anlamında kullandığımızda aslında bir eylemi gerçekleştirmişizdir, bahane arkadan gelir. Mazeret de şu anlamlara geliyor (Kubbealtı Lugatı’ndan):
1. Bir kusur veya kabâhatin istenmeden yapıldığını gösteren ve hoş görülmesini gerektiren sebep, özür.
2. İstenmeyen bir işten kurtulmak için ileri sürülen bahâne.
Bu ‘bahane’ iktidarın durumuna hiç uymuyor; mazeret göstermiyor, özürle, hoş göstermeyle ilgisi yok, istenmeyen bir işten kurtulmak da istemiyor, tam tersine saldırıyor. İktidar bir bahane uydurmuyor, gençlerin anayasal haklarını kullanmasını suç sayarak suç işliyor. Şu örnekler farkı gösteriyor bence:
. Ekrem İmamoğlu ve ilçe belediye başkanları ‘Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü’ne dahil olup yolsuzluk yaptıkları bahanesiyle tutuklandı.
. Öğrenciler belediyeye karşı yürütülen operasyonları protesto yürüyüşlerine katıldıkları bahanesiyle tutuklandı.
Bu cümlelerdeki iki ‘bahane’ arasında fark yok mu? İlk cümle bir olguyu vermiyor, bir gerçeği yansıtmıyor (Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü diye bir şey yok), ama ikinci cümlede olgu var (gençler protesto için yürüdü).
Siz ne dersiniz?
‘Nedeniyle’ye itiraz nedeni
Son yazınızdaki ‘nedeniyle’ sözcüğü üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Eleştirilerinizde haklısınız. Bu sözcük de klişelerimiz arasına, üstelik tehlikeli bir şekilde girdi.
İlk olarak, orijinal cümlede aslında bir neden yok. Protestolar, doğaları gereği, bir şeylere karşı yapılır. Peki bunlar tutuklanma nedeni midir? Hiçbir uygar ülkede, hatta bizde bile, barışçı protestolarda insanlar tutuklanamaz. Eğer cümlede “…şiddete başvurulan protestolar nedeniyle” yazsaydı tutuklanma nedenini anlayabilecektik. Böyle bir ifade olmadığı için, sizin de haklı olarak belirttiğiniz gibi, okuyucu ister istemez tutuklanmaları kafasında meşrulaştıracaktır. Bu haliyle cümledeki ‘nedeniyle’ sözcüğü bir “boş gösteren”den ibarettir.
Fakat bu sözcüğün bir de “yanlış gösteren” niteliği var cümlede. Cümleyi okurken, tutuklamalar olduğu için, ortada bir fail ve mağdurun olduğunu düşünürüz haklı olarak. Bu cümlede fail öğrenciler mağdur ise kamudur ve güvenlik kuvvetleri kamu adına öğrencileri tutuklamıştır. Cümlede suça ilişkin bilgi verilmediği için okuyucu doğal olarak öğrencilere bir suç atfedecek hatta şiddete başvurduklarını düşünecektir. Bu nedenle cümledeki ‘nedeniyle’ sözcüğünün kullanımı yanlış fail göstermektedir, çünkü sözü edilen protestolarda öğrencilerin şiddete başvurmadığını biliyoruz. Eğer bu cümle “…barışçı protestolar nedeniyle” olarak yazılmış olsaydı aslında failin kamu, mağdurun ise öğrenciler olduğunu doğru bir şekilde anlamış olacaktık. Ezcümle, işin doğrusu da budur: kamunun barışçı protestolar yapan insanları tutuklaması her demokraside suçtur! Dr. Ali Tarhan