ECE PİROĞLU
@EcePIROGLU
ecepiroglu95@gmail.com
Yüksek enflasyon ve her geçen gün düşen alım gücünden en çok etkilenen sektörlerden birisi yayıncılık sektörü olurken, okurlar da buna bağlı okuma alışkanlıklarını değiştirdi.

Türkiye ağır bir ekonomik krizle boğuşurken, krizden en çok etkilenen kültür-sanat sektöründe ‘alarm zilleri’ çalmaya başladı. Alım gücünün düşmesiyle birlikte temel ihtiyaç giderlerini bile karşılamak da zorlanan insanlar, bütçeden ilk kesintiyi kültür- sanat harcamalarından yaptı. Kağıda gelen zamlar, boya, kalıp gibi maliyetler nedeniyle kitap fiyatları bir yılda yüzde yüzün üzerinde artarken dükkanların kira ve elektrik masraflarını dahi çıkartmakta güçlük çeken kitapçılar bir bir kapanmaya başladı.
Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliği’nin (YAYBİR) son paylaştığı verilere göre; 2022 yılı temmuz ayında basılan kitap miktarı, 2021 yılı temmuz ayına oranla yüzde 39 azaldı. 2022 yılının temmuz ayında basılan 29 milyon 216 bin 732 adet kitap, son sekiz yılın en düşük temmuz ayı rakamı olarak kayıtlara geçti.
Yayıncılar, maliyetlerden dolayı yeni kitap basamayacak noktaya geldiklerini belirtiyor ve acil bir şekilde maliyetleri sübvanse edecek önlemlerin alınması gerektiğini vurguluyor. Okurlar ise kitabın artık ‘lüks tüketim’ haline dönüştüğünü, buna bağlı olarak kitaba ulaşmakta zorlandıklarını ve yöntem değiştirdiklerini söylüyor.
Okurlar, yayıncılar ve sektörde çalışanlar, zamlardan nasıl etkilendiklerini, okuma alışkanlıklarının nasıl evrildiğini ve çözüm önerilerini aktardı…
‘Kitap al(a)madan çıkıyorum’
Hilal Çelik-Okur: Ben birkaç yıl öncesine kadar kitapçıları tek tek, saatlerce dolaşır öyle alırdım kitaplarımı. Bu bana bir terapi gibi gelirdi. Kitaplara dokunmak, özellikle eski kitapların kokularını içime çekmek tarif edilemez bir şey benim için. Şu dönemde ara sıra kitapçılara gidip dolaşsam da çoğu zaman fiyatlardan dolayı kitap al(a)madan çıkıyorum. Mesela iki hafta önce beğendiğim bir kitabı bırakıp internet üzerinden toplu sipariş vermek için beklettim. İnternet üzerinden kitap almak şu an çok daha uygun oluyor. Bu şekilde farklı kampanyalardan yararlanabiliyoruz. Kitaplardaki bu fiyat artışı maalesef benim kitap alışverişimde çok sevdiğim bir alışkanlığımı yavaş yavaş yitirmeme sebep oluyor.
‘Kitaba ulaşma yöntemim değişti’
Vedat Arık-Okur: Kitaba ulaşma yöntemim değişmeye başladı. İlk önceliğim kitaplığıma yönelmek oldu. Yeni bir kitap almak yerine henüz okumadığım ya da yarım bıraktığım kitaplara öncelik verdim. Önceden kitap almak için ilk tercihim kitabevleri olurdu. Sadece aradığım kitabı değil gözüme çarpan bir kitabı da alırdım. Şimdi indirim vs gibi nedenlerle internetten satın alıyorum. Çok da iyi bir deneyim olduğunu söyleyemem, bu konularda biraz eski kafalıyım, kitaba dokunmak ve karıştırmak isterim. Daha önce okuduğum kitabın yeni bir çevirisini ya da özel basım kitapları almayı ise şimdilik tamamen bıraktım.
‘Altı ay sonrasını öngöremiyorum’
Yazar-çevirmen Anıl Alacaoğlu: Kitap fiyatlarındaki kaçınılmaz artış, zaten yeterince güçlü olmayan yayıncılık sektörünü iyice zayıflattı. Yayınevleri yeni kitaplar basmakta, okurlar kitap almakta gitgide daha fazla zorlanıyor. Basımı ertelenen hatta iptal edilen birçok kitap var, bu da başta serbest çalışan çevirmenler ve editörler olmak üzere yayıncılık sektöründe çalışan herkesin iş ve gelir kaybına uğraması demek. Son beş yıldır sadece kitap çevirisiyle meşgul olan bir çevirmen olarak söyleyebilirim ki bu işten sağlanan kazançla geçinmek mümkün değil, hatta kitap çevirisine ayırdığım her gün kendimi biraz daha zora sokuyorum. Kitap çevirmenliği belki hiçbir zaman yeterince kazandıran bir meslek olmadı ama hiç bu kadar yetersiz kaldığını da sanmıyorum. Bu işi sevdiğim ve önemsediğim için gösterebileceğim özveri sınırını zorluyorum ama altı ay sonrasını bile öngöremiyorum.
’Nokta atışı tercihler yapmaya çalışıyorum’
Bir okur olarak da eskisi gibi kitap alışverişi yapamıyorum. Çok değil, 2021 sonuna kadar hakkında çok bilgi sahibi olmadığım ama bir şekilde ilgimi çeken kitapları alır, okumaya başlar, umduğum gibi çıkmazsa çok da dert etmeden birine hediye ederdim, şimdi çok daha az kitap alabildiğim için nokta atışı tercihler yapmaya çalışıyorum.
Ülke ekonomisinin genelinde bir iyileşme olmadan yayıncılıkta olması pek mümkün değil. Okurlara destek çağrısı yapılabilir ama insanların barınma ve gıda gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandığı böyle bir ortamda ne kadar gerçekçi ve adil bir çağrı olur, emin değilim. Devletin yayıncılığı desteklemek ve bu zor günleri atlatmasını sağlamak için yapabileceği çok şey var ama mevcut hükümetin elbette böyle bir amacı yok, hatta zaten hoşlanmadığı, çoğu zaman kafasını ağrıtan bu kültür kanalının kuruyup gitmesini dört gözle bekliyor. Hem okurlar hem de sektörün herhangi bir aşamasında çalışan, üreten insanlar olarak direnmekten başka şansımız yok.
‘Zincir kopmak üzere’
Yayıncılar Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı ve Tekin Yayınevi sahibi Elif Akkaya: Hem okur, hem yayıncı, hem kitabevleri olmak üzere buna aracılık eden herkes zor durumda. Sektör olarak bugüne kadar oluşmuş tüm birikimle birlikte kurulan zincir neredeyse kopmak üzere. Artan maliyetler yayıncıların kitap üretme ve özellikle de yayın programına sadık kalmasını ne yazık ki engelledi. Ayda altı kitap yayınlayan yayınevleri vardı. Şimdi elimizde ilk defa basılacak olan birçok dosya var bekletiyoruz. 200 sayfalık bir kitabı 80-90 liraya birincisi satamıyoruz, ikincisi yayınlasak büyük bir finansman maliyetini üstlenmiş oluyoruz. Yayıncı o açıdan yeni eseri yayınlamaktan geri duruyor, baskısı tükenenleri daha çok yayınlamaya çalışıyor.
Bu noktada da okurların yayıncıyı anlaması gerekiyor çünkü artan maliyetlerle bu alanda çeşitliliği sağlamak gerçekten imkansız. Birçok yayıncı ve kitabevleri bu üretim sürecini neredeyse durdurmuş vaziyette. Günde 20 kitap satan yerler bugün dört-beş kitap satabiliyor.
‘Kriz daha da derinleşecek’
Yayınevleri, kitabevleri, dağıtım sektörü ve yazarlardan başlayarak okura uzanan bu birliktelik zedeleniyor, gün geçtikçe yara almaya devam ediyor. Yayıncılar Kooperatifi olarak biz, ilk kurlar fırladığı dönemde bundan dört-beş ay önce çok acil özellikle de kitap ve basılı materyallerin maliyetleriyle ilgili döviz kurlarının sabitlenmesi ve Kültür Bakanlığı’nın yayınevlerini sübvanse etmesi gerektiğini söylemiştik. Ancak bizim gibi ülkelerde ne yazık ki desteklenmeyen sektörler her zaman aynı belli kültürel alanlar oluyor. Bu açıdan da önermiş olduğumuz çözümlerin hepsi boşta kaldı. Bir kere Kültür Bakanlığı’nın kütüphanelere çok sık kitap alımlarıyla yayıncıyı ayakta tutması gerekiyor. Ayrım gözetmeksizin bütün yayıncılardan kitap alması gerekiyor. En önemlilerinden birisi de bu. Üretim maliyetleri sabitlendikten sonra yayıncı asla bu konuda üretmeyeyim demeyecek. Yayıncı daha fazla eser üretecek, çeşitlilik artacak. O yüzden tekrarlıyoruz: Çok acil önlem alınması gerekiyor. Gerek Kültür Bakanlığı’nın gerek diğer kurumların bu alanı ayakta tutmak gibi bir dertleri varsa bir an önce müdahale etmeleri gerekiyor. Artık son noktasındayız. Önümüzdeki günlerde bu krizin daha da derinleşeceğini görüyorum. Birçok yayınevinin üretime ara vereceğini düşünüyorum. Kitabevlerinin ayakta kalması imkansız neredeyse.
‘Süreci iki yönüyle yaşıyorum’
Milenka Kitap işletmecisi Ali Kandaz: Yakın tarihin görülmemiş enflasyon buhranını yaşamaktayız. Yaşamı idame ettirmek için temel ihtiyaç olan tüketim kalemlerinde yaşanan fahiş fiyat artışı gibi; kültürel ihtiyaca hizmet eden yayıncılık sektörü de yine yakın tarihin görülmemiş ekonomik krizini yaşamakta. Süreci kendi adıma iki yönüyle yaşamaktayım. Bunlardan biri hayat akışında kitapların önemli yer tuttuğu, gerek okumalarım için, gerek kütüphanemi zenginleştirmek için sürekli kitap alan yönüm; diğeri ise iki yıla yakın online pazar yerlerinde e-ticaret üzerinden yayınevi bayiliği, kitap satışı yapan kitapçı yönüm. Okur yönümle konuşacak olursam, şu bir gerçek ki 2022’nin ilk günlerinden bu yana kendim için aldığım kitapların sayısı azaldı. Geleneksel matbu basım kitapları sevdiğim için okur davranışı olarak e-kitap yahut sesli kitap platformlarına da kaymadım. Lakin gidişat gösteriyor ki bu sürdürülemez vaziyet içindeyken, e-kitap ve sesli kitap halihazırda yayıncılık sektöründe hatırı sayılır bir kitle edinmişken, ileride bunun daha da çoğalacağı aşikardır.
‘Okur kitapçılardan internet mağazalarına yöneldi’
Artan kitap fiyatlarının piyasada etki alanı yarattığı temel bir saçayak var. Yayıncı, kitapçı ve okurlar. Yayıncı kitaba talep olduğu sürece kitap basmaya devam edecek. Belki her yeni baskı bir öncekinden yüzde 25, yüzde 30 daha pahalı olacak ama bir şekilde kitaplar basılacak. Burada kilit nokta e-ticaret platformlarında, online pazar yerlerinde kitapların, fiziki mağazalar olan bağımsız kitapçıların sattığı fiyattan önemli ölçüde ucuz ve indirimli olması. Okur alışkanlığının bu noktada fiziki mağazadan kitap almak yerine, haftada onlarca yayınevinin indirimli kitaplarını satan, günün belli saatlerinde, okuyucuyu cezbeden indirimler yapan internet mağazalarından kitap almaya evrildiğini söyleyebiliriz.
Kıta Avrupasında bir çok ülkede uygulanan sabit fiyat politikasının ülkemizde olmayışı, kısa ve orta vadede – AVM içlerinde bulunan zincir kitap mağazalarını saymazsak- cadde üstlerindeki bağımsız kitapçıların sonunu getirecek. Nitekim sabit fiyat politikası, piyasadaki tekelleşmeyi önleyen bir emniyet sübabı. Yayıncılar Birliği ve Yayıncılar Kooperatifi’nin hükümete sürekli çözüm önerilerinde ve taleplerde bulunduğunu biliyoruz. Tekelleşmiş online market yerlerinin bağımsız kitapçıyı ezmemesi için acilen sabit fiyat politikasının hayata geçmesi gerekiyor.