Kansu Yıldırım: Bir sonraki uğrak yeni anayasa

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

İç politikada “sonuç” gibi görünen gelişmelerin çoğu bir uğrak olmaktan öteye geçemiyor; bir sonraki uğrak ise yeni anayasa olacak.

Anayasalar yalnızca çatı metinler değildir; hakim ideolojik yapının ve üretim ilişkilerinin normatif ifadesidir. Başka bir deyişle devlet iktidarının ve devlet-biçiminin yapısını, iktidarı oluşturan sınıf kompozisyonunu ve dünya görüşünü, mülkiyet biçiminin niteliğini, devletin uluslararası sistemdeki konumunu ve hak ile özgürlükler üzerinden hangi sınıflara temsilde öncelik verileceğini belirler.

Anayasa metinleri, siyasi egemenliğin koordinat sistemi olduğundan, sınıf içi ya da sınıflar arası talepler ve ihtiyaçlara göre “dondurulmuş” bağıtlardır.

Devlet içinde Erdoğan’ın temsil ettiği çıkar ilişkilerinin ve bu toplumsal formun post-Erdoğan döneminde de sürmesini güvence altına almanın yollarından biri, başkanlık rejiminin hukuksal kuruluşunu tamamlamaktır. 

Yeni Anayasa, mutlak butlan ve Türkiye kapitalizminin yeniden yapılanması; temelde tarihsel bloğun yeniden inşasına ilişkindir.

Siyasette ve servette el değiştirmenin hız kazandığı bu dönemde cumhurbaşkanlığı yetkileriyle parlamentoyu devre dışı bırakma, yürütmenin eylem ve işlemlerini sermayenin (tikel) çıkarlarına göre düzenleme, mülkiyet ve servet transferini hukuksal zorla uyumlu kılma gibi pek çok yöntem, iç güvenlik devleti geçiş ve inşa süreçlerinde iktidara “avantaj” sağlar.

Yeni Anayasa, “eskiden ne istiyorlardı da yapamıyorlardı, şimdi istiyorlar” sorusuna yanıt vermek yerine, “yeni sistemin hukuksal ve siyasal meşruiyeti açısından neden bu kadar önemli” sorusu ile birlikte düşünülmelidir. Ancak cevabı sadece iç politikada değildir.

Kansu Yıldırım’ın yazısı