Kadının beyanı esastır: Kabataş'tan Ahmet Kural'a

KEMAL GÖKTAŞ

kemalgoktas@diken.com.tr @kemalgoktas 

Türkiye’de kadına karşı şiddet tartışmaları gündeme geldiğinde ‘Kadının beyanı esastır’ ilkesi sürekli hedefe oturtuluyor. Öyle ki tarafını kurbandan değil failden yana yapan bütün eşhas, ‘Böyle ilke mi olur, ya kadın iftira atmışsa ne olacak?’ diye özetlenebilecek argümanı hemen devreye sokuyor.

Bu sığ savunma, kolaylıkla taraftar toplamasını sağlayan bir çarpıtmaya dayanıyor. Yargı organları da çoğu zaman bu bakışla cinsel suçları cezasız bırakıyor.

Ahmet Kural’ın eski sevgilisi Sıla’yı dövdüğüne ilişkin haberlerden sonra da aynı argüman devreye sokuldu. Hoş, Ahmet Kural’a yöneltilen suçlamada sadece Sıla’nın beyanları değil, ayrıca uğradığı şiddetin boyutlarını ortaya koyan sağlık raporları da vardı ama, ne gam!

Örneğin Melih Altınok, Sabah’ta bu argümanı yine ‘iftira olasılığı’ tekerlemesiyle can siperane savunurken bu ilkenin ‘kaş yapayım derken göz çıkartan, mağduriyet iddiasını bir silaha dönüştürme potansiyeli taşıyan ayrımcılıklar ürettiğini’ iddia edebildi.

Kadının beyanının esas alınması, bu beyanın ‘tek gerçek’ kabul edilerek hüküm kurulacağı anlamına gelmiyor. Esasında bu ilke ile soruşturmanın ve davanın ilerleyeceği güzergâh, bir başlangıç noktası ve cezasızlığa karşı adil bir muhakeme yöntemi anlatılıyor.

Cinsel suçların çok büyük oranda herhangi bir tanığın olmadığı ortamlarda işlenmesi nedeniyle ortaya çıkan bir sonuç bu. Tanığın olmadığı durumlarda, ispata yarayacak başka delil de yoksa işlenen suç cezasız mı kalacak?

‘Kadının beyanı esastır’ demekle, aslında cinsel suç mağdurunun beyanı kastediliyor, bu çocuk, eşcinsel ve hatta heteroseksüel erkek de olabilir. Bu ilkede kastedilmeyen şey ise beyanın mahkeme hükmü olması gerektiği. Böyle olsaydı, hukukun bir başka vazgeçilmez ilkesimasumiyet karinesinin anlamı kalmazdı.

‘Kadının beyanı esastır’ ilkesi, masumiyet karinesini ortadan kaldırmaz. Beyanı temel alan bir yargılama sürecinde iddianın gerçek dışı olduğu da ortaya çıkabilir.

Mükemmel örnek: Kabataş

Aslında, ‘Kadının beyanı esastır’ ilkesini anlayabilmek için bakılacak en elverişli, hatta mükemmel vaka Kabataş iftirasıydı.

Gezi’nin toplumda karşılık bulan özgürlükçü taleplerini ülkeyi bir iç çatışmanın eşiğine getirme pahasına boğmayı hedefleyenler, o günlerde “Siz demiyor muydunuz, ‘Kadının beyanı esastır’ diye? İşte buyrun” diye Gezicilere parmak sallıyordu.

Elbette bu ilke gereği, kadının beyanıyla bir soruşturma açılması gerekiyordu ve nitekim açıldı da… Akıl ve mantık dışı, yalan olduğu düpedüz ortada olan ve zaten sonra da yalan olduğu, ortaya çıkan kamera görüntüleriyle ispatlanan bir beyan vardı Kabataş’ta. Soruşturma sonunda da güpegündüz, İstanbul’un kalabalık mekanlarından birinde yaşandığı iddia edilen olayın gerçek dışı olduğu net biçimde ortaya çıktı.

Yani, ‘Kadının beyanı esastır’ ilkesi, bu beyandaki tutarlılığın denetlenmesini dışlamıyor. Beyanda anlatılan olay örgüsü, hayatın olağan akışına uygunluğu ve elbette varsa diğer bütün deliller değerlendirilip bir karara varılması gerekiyor.

Başkaca bir delil bulunmadığı durumlarda, beyanın tutarlılığı ve olayın oluşuna dair hâkimde oluşan vicdani kanaat, sanığın ceza almasına yetebilir. Aksini düşünmek, cezasızlığı bu suçlarda norm haline getirmek olur.

Türkiye’de ‘Kadının beyanı esastır’ ilkesi doğrultusunda verilmiş ilk yargı kararlarından biri 2005’te bir kadın avukatın yeni başladığı işyerinde uğradığı cinsel tacizle ilgiliydi.

Yerel mahkeme ve Yargıtay, ‘suç kanıtı aramanın birçok olayın karşılıksız ve cezasız kalması gibi istenmeyen bir sonuca yol açacağı ve şikayetçinin başkasına zarar vermek için kendisine zarar vermesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı gerekçesiyle’ sanığın mahkumiyetine karar vermişti. Yargıtay kararında ‘şikayetçinin genç bir kadın avukat olduğu, cinsel tacize uğradığının duyulmasının kendi itibarına zarar vereceği, buna rağmen, bunu bilerek ve göze alarak yine de şikayetçi olmasının iddianın doğruluğuna karine olduğu’ vurgulanmıştı.

Yargı, ‘Kadının beyanı esastır’ ilkesini uygularken elbette her olayın özgün durumuna bakarak vicdani kanaatine göre karar verdiğinde bu ilkenin adil olmayan sonuçlar doğurması ihtimali de en aza iner.

Nasıl ki masumiyet karinesi, kanunsuz suç ve ceza olmaz kuralı gibi ceza hukuku ilkeleri insanlığın ortak mücadelesi sonunda kabul edildiyse, ‘Kadının beyanı esastır’ ilkesi de kadınların yüzyıllardır verdiği mücadelenin ürünü olarak ortaya çıktı. Saldırı altında olması ve yok edilmeye çalışılması da tam da bu yüzden…