Kaan Sezyum: Yoksulluğun standart, normal tüketimlerin lüks sayıldığı bir ülke

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Öyle bir ülke düşünün ki eğitime gerçekten zerre değer vermiyor. Eğitilmek istemiyor çünkü. İşin ilginç tarafı ise kendisi eğitilmek istemese de herkesi kendince “eğitmek” istiyor. Öyle bir ülke düşünün ki gazeteciler, öğrenciler, tivit atanlar anında paketlenebiliyor ama en büyük şehirlerinde bütün dünyanın aradığı suçlular birbirleriyle silahlı çatışmalara girebiliyor. Öyle bir ülke düşünün ki vatandaşlığını para karşılığı herkese verebiliyor.

Öyle bir ülke düşünün ki, ortasından dev bir fay hattı geçiyor ama hala dere yataklarına, fay hatlarına inşaatlar yapıyor, adeta betona tapıyor. Öyle bir ülke düşünün ki yaşanan depremde kaç bin canının kaybettiğini bile bilemiyor, çünkü önemsemiyor. Her vatandaşının canı bir sayı belki de o ülkenin. Her birimiz sadece istatiksel bir veriyiz ve öyle bir ülke ki ülkenin resmi istatistik kurumu bu verilerle de oynayıp, gerçeklerden kaçmak için adeta kendi matematiğiyle kafasını kuma gömüyor.

Öyle bir ülke düşünün ki sınırlarından içeri girmek, tiktok videosu çekmek kadar kolay ama nedense pasaportu dünyada pek de itibar görmüyor. Ülkeden çıkmak için başka ülkelere yalvar yakar dil dökmeniz, sayfalarca belge hazırlamanız gerekiyor. Öyle bir ülke düşünün ki, kendi evinde kiracı gibi takılıyor, toprağında yetişen yetişmeyen her şeyi dışarıdan alıyor. Kendi vatandaşını işsiz, topraksız, arazisiz, tarımsız bırakıp yerine betondan kuleler dikiyor. Kimsenin oturmadığı, otursa bile mutlu olmadığı, mulu olsa bile özgür olamadığı betondan kuleler ve betondan ormanlar…

Öyle bir ülke düşünün ki memleketini işgal etmiş düşmandan bir çırpıda kurtulmuş, ekonomisini, sanayisini, bilim insanlarını yetiştirmiş, her şeye sıfırdan başlayıp medeniyetini ilan etmiş. Öyle bir ülke düşünün ki hala umudu var ama hala da umudunun yan etkisiyle her duyduğuna inanıyor, sürekli ağzı kulaklarında gülüyor ama hep kandırılıyor, hep üzülüyor. “Bal bal” demekle ağızının tatlanacağını düşünüyor. Öyle bir ülke düşünün ki, tüm yönetenleri ısrarla daha fazla yönetmek istiyor. Peki neden? Yıllardır “Sabredin” denile denile, artık yoksulluğun bir standart haline geldiği, hayatın normal tüketimlerinin bile lüks sayıldığı bir yer haline gelmiş bir ülke. Yönetenler ise hâlâ “Biraz bekleyin bakın süper” olacak diyorlar. 

Kaan Sezyum’un yazısı