Artık hepimiz inceden inceye fakirlik yaşamaya başladık. Nasıl mı? Tereyağı ya da beyaz peynir alırken… Alırken de demeyelim. Alamazken çoğu zaman. Memlekette peynir lüks oldu. Az önce Söğütlüçeşme metrobüs durağındaki tuhaf geçişin oradaki abiden bir simit, bir de ayran aldım. Simit 5 lira, ayran da 7,5 lira olmuş. 12,5 lira verdim, fakirliğimi ve bir öğünümü simit kemirerek geçiştirdim. Eskiden Moda’da oturuyordum. Moda’da burun kısmında. Çay bahçelerinin olduğu, insanların deli gibi selfi çektirdiği selfi türbesinin oralarda. Şimdi oralardaki kiraları bile düşünmek istemiyorum. İyice çıldırmış gitmiş bir ülke olduk. Üsküdar’dan Moda’ya taksiyle gitmek 12 lira tutardı. Neyse ya bir zamanlar dolar da 2 lira filandı. Şimdi maymuna döndük. Ülkenin pasaportu dünyadaki en vasıfsız pasaportlardan biri oldu. Yurtdışına çıkmak zaten büyük bir hayat. Ancak bizden daha sefil ülkelere gidebiliriz artık. Hele Avrupa, Amerika filan tamamen yalan. Coğrafya hapistir gibi bir şey oldu. Zaten AB ülkeleri artık bize vize vermekten de vazgeçti. Genelde başvurular reddediliyor. Hatta Meksika bile “Bizden vize alıp Amerika’ya kaçıyorsunuz gardaş” diyerek vize vermiyor çoğu zaman. Artık bizden daha sefil ülkelere yolculuklar mümkün belki de. Yurt içinde bile bir yere gitmek anlamsız bir çaba haline geldi.
“Erken seçim yok, seçim tarihinde güncelleme var” diyen bıyıklılar etrafta dolaşmaya başladı bütün bu saçmalıkların yanında. Umutsuzluk en kötü şey gerçekten de. Geleceğe dair, yarına dair, bir saat sonrasına dair bile bazen hiçbir umudumuz kalmıyor ama hâlâ hayattayız. Can çıkmayınca huy çıkmıyor neyse ki. Hayattayız, yarın da hayattayız.