Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Bu noktaya bir günde gelmedik tabii. Uzun süredir evde kalan kiracı, iyice gemi azıya alıp yıllar içinde ranttan ve komisyondan başka bir şey düşünmeyen, evde elde avuçta ne varsa satan bir tuhaf organizmaya dönüşmüş durumda. İşin güzeli bu organizma kendi çevresini de zaman içinde değiştirip, dönüştürdü ve devasa bir suç organizasyonuna evrimleşti. Artık herhangi bir konuda ne kanun var, ne yasa var, ne de onlara uyan var. Tabii ki güce yakınlığınız kadar hukukun size tesir etmemesi de artıyor. Ne kadar merkeze yakınsanız o kadar dokunulmaz, o kadar ahlaksız, o kadar şuursuz olabiliyorsunuz. Çünkü kötüye ve yalancıya bir yaptırım yok artık.
Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmadığı, tanınmadığı, saygı görmediği kanunun bir enstrüman adı olduğu bir coğrafya haline yıllar içinde geldikçe geldik… Sanki dev bir taştan duvar ve o duvarı bir arada tutan rant taşının ördüğü bir yalnızlık ve çaresizlik koğuşunda hapis kalmış durumda olan gariban vatandaş ise ne yapacağını bilmez halde, hayatta kalmak için “ne gerekirse” yapmaya hazır bir ruh haline gelmiş durumda.
Her şeye karışan ama hiçbir şeyden kendini sorumlu tutmayan idarecilerimiz sağ olsunlar, yaşamlarını, kendilerinden başka hiçbir şeyi görmeyen bir kötülük ağı içinde konumlandırdıkça da işler gittikçe sarpa sarıyor. Adeta herkesin içinde olduğu dev bir karanlık organizasyon, ülkedeki geri kalan herkesi bir figüran ve sayı olarak görmeye, hayatlarını yok saymaya devam ediyor. Toplum olarak da giderek baskılar altında ürküp, sesimizi çıkartmaya çekinmemizin de işleri daha iyi bir hale getirmediği bir gerçek. Depremde onbinler hayatını kaybederken ne bir istifa, ne bir sorumlu, ne de halka yardım elini uzatan birileri vardı. Artık herkes kendi yağıyla kavrulmaya başladı, tavanın dibinden ise yanık kokuları yükselmekte.