BİLGE EGEMEN
‘Normal şartlar altında’ Gülşen dün gece İzmir Fuarı’ndaki Çim Konserleri kapsamında sahneye çıkacaktı. Kendisi malum sebeplerle gidemedi ama konser yine de gerçekleşti. Bilge Egemen ‘Gülşensiz‘ Gülşen konserini Diken için izledi.

Sen yumurtasız yumurta pişirebilir misin tavada Abidin? Ya da hemen şuracıkta şipşak kıymasız köfte hazırlayabilir misin? Veyahut sunabilir misin sevgiline, içinde tek bir papatya olmayan papatya demetini?
Bu ve bunun gibi sorular uçuşturdu havada ister istemez bu konser. Gülşensiz bir Gülşen konseri olacaktı neticede. Bir dede torununa, ‘Hey gidi hey, yıllar önce Madonna konserine gitmiştim ama bir şey eksikti sanki bu konserde. Hah dur hatırladım, tabii ya Madonna gelmemişti‘ diye anlatsa torun, ‘eyvah gitti bizim dedenin kafa’ diye düşünüp, karalar bağlamaz mı?
Google bile bilemez
Ama işte oldu da bitti maşallah. 91. İzmir hem de ENTERNASYONAL Fuarı topraklarında Gülşensiz bir Gülşen konseri gerçekleşti. Bu bir ilk miydi? Yeryüzünde ev hapsinde olduğu için kendi konserine gidememiş bir başka şarkıcı daha olabilir miydi? Google’a sormaya kalksan nasıl toparlayacaksın cümleyi de anlatacaksın derdini.

Neyse gidelim konsere. Gir 26 Ağustos Kapısı’ndan, kalabalığı takip edip dümdüz ilerle, çim konserlerinin yapıldığı otoparkın üzerindeki alandasın. Kalabalığa şöyle bir bakıp ‘tam da şu kadar kişi var’ diye sallamak zor. Ama belli ki çok kalabalık. Konserde güvenlik görevlisi olan kadına göre, “Dün Hadise konseri hınca hınç doluydu, eh Gülşen olmamasına rağmen bunun da ondan pek aşağı kalır yanı yok.”
Gençler, yaşlılar, ana sütünden kesilmemiş bebekler, pusetli / çocuklu aileler, birasını içenler, sarmaş dolaş sevgililer, çiğdemini çitleyenler, kadın kadına ‘slow dans’ yapanlar, ayakkabıları ışık saçan çocuklar, uzaktaki ağacın altına Josephine koltuğundaki denizkızı Eftalya gibi yan yatıp uzanmış amcalar, göbek atanlar, gazete kağıdının üzerine yaydıkları yemeklerini afiyetle yiyenler, İzmir’in tüm mahallelerinden renk renk, desen desen, akıp akıp gelmişler.
Herkes ama herkes burada.
Bir tek Gülşen yok.
‘Sesi aynı Gülşen’
Sahnenin arkasında siyahın üzerine beyazla atılmış imzası mevcut ama. Bir de orkestrasıyla iki vokalisti: Sinem Akkaya ve Fatma Gaye Biçer.
‘Bu akşamki Gülşen konserimize hoş geldiniz’ diyerek açıyorlar konseri. Seyirciye Gülşen’in sevgisini getirdiklerini de ekliyorlar tabii.

Vokalistlerden özellikle birinin sesi, heyecanlandırıyor dinleyiciyi, ‘Sağdakinin sesi aynı Gülşen‘. Yürüdükçe kalabalığın içinde ‘aynı Gülşen, Gülşen’in sesi’ gibi cümleler belli belirsiz duyuluyor. Ama tam da iki vokalistten hangisinin daha çok Gülşen olduğu konusunda hem fikir değiller. Kalabalık şarkılarına rahatlıkla eşlik edecek kadar tanıyor Gülşen’i.
‘Ta Diyarbakır’dan buraya sırf onun için geldim!’
Konser alanından Lozan Kapısı’na doğru giderken inci gibi yan yana dizilmiş stantlar var. Terra Madre Anadolu etkinlikleri kapsamında belediyeler, ülkeler ürünlerini sergiliyorlar. Gaziantep standında bir karpuz var ki yedi insan kafası büyüklüğünde. Devasa. Önünde belli ki o stantta görevli bir adam bağıra bağıra eşlik ediyor Gülşen şarkısına, sonra da “Nerede bu Gülşen, nerede” diye isyan ediyor yoldan geçen iki kadına hitap ederek. “Ta Diyarbakır’dan buraya sırf onun için geldim!” Gülüşüyor kadınlar.
Gülşen evinde. Orası kesin.
Ama tam da kendi konserinin olduğu şu sırada evinde ne yapıyordur, ne düşünüyordur, bilemeyiz. Üstelik binlerce insan “Al Tanrım kalbimi bu aşk hakkım değil” diye eşlik ederken ‘Sakıncalı‘ adlı şarkısına.
İnsanoğlunun adaptasyon kabiliyeti çok yüksek. İşte bak, çabucak uyum sağladık Gülşensiz Gülşen konserine.
Yeter ki, günlerden bir gün bir nine torununa “Evladım biz eskiden Tarkan konserinde Tarkan’ı, Bulutsuzluk Özlemi konserinde Bulutsuzluk Özlemi’ni dinlerdik” şeklinde nostalji rüzgarları estirdiğinde torun, “eyvah ninem bu defa hakikaten kafayı yedi” demesin. Bu raddeye gelmiş olmasın.