Geçen hafta, artık kendi başına bir medya olan Fatih Altaylı, YouTube üzerinden yapmaya devam ettiği Teke Tek programında adını epeydir unuttuğumuz Sezgin Baran Korkmaz’ı konuk etti. Üç saatlik program hem olağanüstü çok izlendi hem de bir anlamda gündem oldu.
Programın doruk noktası veya biz gazetecilerin deyimiyle manşeti elbette Sezgin Baran Korkmaz’ın iş insanı İnan Kıraç’tan olan 45 milyon dolarlık alacağından vazgeçmesi için dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan baskı gördüğünü söylemesiydi.
Sezgin Baran Korkmaz, Fatih Altaylı’nın programında yeteri kadar sert soruya da maruz kalmadan tek taraflı konuştu, hatta bazı isimler için çarpıcı iddialar da dile getirdi.
Bakınca videonun altına 7 bine yakın kişi yorum yapmış, yorumculardan bazıları SBK’nın masum ve mağdur olduğuna kanaat getirmiş gibi duruyor. Bu da maalesef Türkiye’ye özgü bir tuhaf durum; Sedat Peker’i de böyle bir zamanlar ‘halk kahramanı’ olarak görenler vardı. Benzer bir mertebeyi anlaşılan SBK da istiyor, kısmen başardı aslında.
Ama SBK ne bu programda anlattığı kadar masum biri ne de aslında tamamen mağdur. Onun bir biçimde kendine hedef seçtiği kişileri ve şirketleri ne hale getirdiğine, bunu yapmak için bankalardan yargı sistemine kadar pek çok alanda kendine nasıl müttefikler bulduğuna dair sayısız öykü var.
Zenginliğinin kökeninde şirketler dünyasında bir çeşit mafya gibi hareket etmesi ve başkalarının işlerine el koyması (veya moda mafya tabiriyle çökmesi) yatıyor. Kendini mağdur ve mazlum olarak satmasına inanmak çok zor SBK’nın.