Birkaç yıl önce sokakta kurulan masalarda yapılan iftara beni de çağırmışlardı. O gün 15-20 kişi vardı iftarda. Sonra saatlerce sohbet ettik, eski Arnavutköy’ü andık.
Üç gün önce tam da iftar öncesi, iftarların yapıldığı yerin önünden geçiyordum, kapısında bir birikme fark ettim. İçeride en azından 50 kişi vardı, oturmuş iftar saatini bekleyen. Kapıda da içeri girmeye çalışan 20-25 kişi.
Burası İstanbul’un kalbur üstü sayılan bir mahallesi. Ben bu kalabalığa şaşırdım açıkçası ama belki de şaşırmamalıyım.
Evine gıda götürmeyi, evinde iftar açacak parası olmamayı veya belediyenin sağladığı iftar sayesinde başka günler ve belki başka ihtiyaçlar için para saklamayı ifade ediyordu mahallemizin ‘iftar çadırı.’
Mahallemizin pek çok sakini, maalesef bu mahallede yaşamanın bedelini karşılayacak durumda değil. O yüzden de mesela 50 yıllık 60 yıllık mahalle esnafı cebinde parasıyla gelip dükkanını devralmak isteyenlerin hedefi durumda.
Mahallemizin “iftar çadırı”nı görünce Türkiye’nin bu sayılı kalbur üstü mahallesinde yaygınlaşan yoksulluğu görüyor insan.
Ve ister istemez düşünüyor: Burası böyleyse, gerçekten fakir mahallelerde durum nedir acaba?