Geniş bir zaman aralığını ele aldığımızda bilim ve teknolojideki ilerlemelerin genel olarak insanlığı ileri götürdüğünü rahatça söyleyebiliriz. Ancak bu bilim ve teknolojinin özellikle de kısa vadeli mali ya da politik çıkarlara endeksli olduğu sistemlerde genel olarak doğru sayılabilecek bu ifade ile çelişen ciddi sonuçlarla karşılaşmayacağımız anlamına gelmez.
Varsayımsal teknolojilerin olumsuz sonuçları bilim kurgu yazarlarının sıklıkla ele aldığı konulardandır. Buralardan yola çıkarak nice distopik dünya kurulmuş, sonuçları üzerine pratik ve teorik çokça tartışma üretilmiştir.
Bilim ve teknoloji, bilim kurgulardaki varsayımsal teknolojilere yaklaştıkça düne kadar kurgusal olan tartışmalar bir anda gerçeklikle buluşur.
Güncel duruma bakarak ihtiyacımız nedir diye sorsanız çoğunluk “daha nitelikli sonuçlar” yanıtını verecektir. Peki şirketlerce bunun yerine önümüze konmaya çalışılan ne?
Halüsinasyon gören sistemlerce üretilen, doğru ile yanlışın, hayal ile gerçeğin birbirine girdiği “her gün bir miktar kaya yemenin” ya da “pizzanıza yapıştırıcı eklemenin” ne kadar faydalı olduğunu anlatan yanıtlar ve benzerleri. Üstelik bu ahmakça yanıtlar dünyanın doğal kaynakları pahasına bize dayatılıyor.
Güncel yapay zeka teknolojileri yüksek miktarlarda enerji ve su harcayıp karbon emisyonunu da bir o kadar arttırıyor. 2020’den bugüne Microsoft’un karbon emisyonu yüzde 30 arttı. Google’ın karbon emisyonundaki artış ise 2019’dan bugüne yüzde 48.
Her iki artışın da faili güncel yapay zeka teknolojileri. Yapay zekadan ahmakça cevaplar almak için dev bir iklim krizinin tetiklendiği bir dünya içinde yaşıyor olmasaydık eğlenceli bir bilim kurgu konusu olabilirdi.