Irak'ta terörizmi direnişle karıştırmak çok tehlikeli
I

Işın Eliçin
Işın Eliçin
IŞIN ELİÇİN: 1968 İzmir doğumlu. İzmir Bornova Anadolu Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. 1992'den itibaren sırasıyla Bilim/Scientific American, Harper's Bazaar, Aktüel, Esquire dergilerinde ve Yeni yüzyıl gazetesinde çalıştı. 1997-1999 yıllarında Londra'da BBC Dünya Servisi Türkçe Bölümü'nde prodüktör olarak görev yaptı. 1999-2002 yıllarında CNN Türk, 2002-2010 yıllarında ise NTV'de editörlük, sunuculuk ve dış haberler müdürlüğü yaptı. 2010'dan itibaren üç yıl boyunca TRT Türk kanalında hafta içi her gün canlı yayınlanan 'Gazeteci Gözüyle' programını hazırlayıp sundu. Eylül 2012 ile Haziran 2013 arasında Yeni Şafak gazetesinde dokuz aylık bir köşe yazarlığı deneyimi de var.

 

ışınIŞIN ELİÇİN

isinelicin@gmail.com

Uluslararası Kriz Grubu’nun 28 Nisan’da Irak’ın Felluce kentindeki gelişmelerden yola çıkarak hazırladığı rapor, bugün Irak’ta izlediğimiz olaylara karşı önemli (ama muhtemelen geç kalmış) bir uyarı niteliğindeydi.

Goethe’nin şeytanla anlaşma imzalayan karakterine atfen ‘Felluce’nin Faustvari pazarlığı‘ başlıklı rapor, Maliki yönetiminin ayrımcı politikalarından muzdarip yerel Sünni güçlerin, 2013 Aralık ayında kenti ele geçiren IŞİD’le işbirliğinden medet umar hale geldiklerine dikkat çekiyor ve IŞİD’in artan nüfuzunun kırılabilmesi için tavsiyeler içeriyordu.

Raporun içeriğinden hareketle, geçmiş olaylara dair kısa bir hatırlatma yapalım. 2012 yılı sonundan itibaren, Anbar eyaletinde Felluce, Ramadi; Selahadin eyaletinde Tikrit, Samarra; Diyala eyaletinde Bakuba ve Ninova eyaletinde de Musul başta olmak üzere Sünni nüfusun ağırlıkta olduğu yerleşimlerde (dikkat edilirse bu bölgelerin hemen hepsi bugün ya tamamen ya da kısmen IŞİD’in konrolünde) merkezi yönetimin ‘mezhepçi’ olarak nitelendirilen politikaları aleyhinde kitlesel protesto gösterileri düzenlenmeye başlamıştı. Sünniler siyasi, ekonomik ve sosyal dışlanmışlıklarına, keyfi tutuklamalara, siyasi liderlerini hedef alan kampanyalara ve yolsuzluklara isyan ediyorlardı.

Sünni liderlerle diyalog kapıları kapatıldı

(Fotoğraflar: Reuters)
(Fotoğraflar: Reuters)

Bu arada IŞİD ve diğer bazı silahlı gruplarsa ülkenin dört bir yanında güvenlik güçleriyle Şiileri hedef alan bombalı saldırılar düzenlemekteydi. Maliki yönetimi tam da bu saldırıları gerekçe göstererek, barışçıl gösterileri güç kullanarak, çoğu yerde kanlı şekilde bastırmayı seçti. Göstericilerin meşru taleplerini duymazdan gelen Irak Başbakanı, protesto eylemlerinin arkasında teröristlerin olduğunu savunarak yerel Sünni liderlerle diyaloğa da kapılarını kapıyordu.

IŞİD, Felluce’yi geçen yılbaşında, Irak ordusunun kentte uzun süredir devam eden oturma eylemini kanlı şekilde bastırması üzerine halkın sokağa taşan infialinden yararlanarak almıştı. Uluslararası Kriz Grubu, halkın Irak ordusuna duyduğu nefretin, IŞİD militanlarını kurtarıcı olarak tercih etmelerine neden olduğunu ve Sünni direniş gruplarının bu örgütle Faustvari bir anlaşmaya yaparak, kenti onların denetimlerine terk ettiklerini yazıyor. Raporda Felluce’nin IŞİD’in denetime geçmesinin, Maliki’nin baştan beri savunduğu cihatçı teröristlere karşı savaşmakta olduğu iddiasını haklı çıkardığı ve devlet şiddeti arttıkça Sünni nüfusun da cihatçıların korumasına giderek daha fazla meylettiği kaydediliyor.

irak5

‘Maliki de Esad’ın oyun kitabından bir sayfa açtı’

Kriz, Maliki’nin (30 Nisan’daki) seçimlerdeki şansını artırdı. Oysa son bir yıl içinde ülke genelinde artan şiddet olayları, güvenlik güçlerinin büyük ihlalleri, başkentteki seller, Sünni protestolarının kötü yönetimi, Maliki’nin hem Şiiler hem de Sünniler arasında liderlik imajına büyük zarar vermişti. Maliki de, Beşar Esad’ın oyun kitabından bir sayfa açarak şansını artırmaya karar verdi: Felluce’deki protestoları, ülke istikrarına yönelik bir tehdit olarak abartıp şiddetle bastırmaya yönelerek, gerçekten tehdit haline gelmesine davetiye çıkardı. Maliki (IŞİD’in sahneye çıkmasıyla birlikte) kendisine dönük eleştiri oklarının yönünü değiştirmek için fırsat yakalamıştı: Şiileri teröristlere karşı birleştirecek, Sünnileri sindirecek; ülke ve ulusun koruyucusu olarak ordunun itibarını artıracak ve cihatçı terörle mücadele eden bir lider olarak uluslararası desteği arkasına alacaktı.

Silahlı gruplara destek veren ülkelerin kaosta hiç mi payı yok?

irak6

Rapordaki Suriye benzetmesi yersiz değil. Beşar Esad da, üç yıl önce isyan dalgası ülkesine ulaştığında, protestoları aşırı güç kullanarak bastırmayı seçip, silahlı direnişe ve derken, daha ilk günden karşı karşıya olduğunu söylediği terör tehdidine alan açmamış mıydı? Ama tabii bu bakış, Suriye’de (ve Irak’ta da) iktidar/rejim değişikliği isteyen ve bu taleplerini hayata geçirmek için silahlı gruplara maddi ve manevi destek vermeyi seçen ülkelerin, dökülen bunca kandaki ve bugün bölgenin içinde bulunduğu ‘kaos‘ ortamındaki sorumluluğunu es geçiyor.

Türkiye özelinde, Radikal gazetesinden Murat Yetkin’in “Türkiye, Irak’ta ‘besle kargayı oysun gözünü’ durumunda mı?” başlıklı analizi, bu sorumluk bağlamında yanıt bekleyen önemli sorular içeriyor.

Yetkin’in analizi, Türkiye’nin Suriye politikasıyla terör suçlamasıyla yargılanacakken kaçıp Ankara’nın koruması altına giren Iraklı Sünni siyasetçi Tarık Haşimi’nin IŞİD’in Irak istilasını ‘Sünni devrimi‘ olarak sevinçle karşılayan tutumu arasındaki ilişkiyi irdeliyor.

irak2

Seçimler değil, silahlı devrim ‘umuttur’

Yeri gelmişken, Tarık Haşimi’nin Irak’taki seçimlerden dört gün önce 26 Nisan’da, Daily Sabah’ta yayınlanan mülakatını hatırlatalım. Haşimi “Anbar; Selahadin, Diyala, Kerkük, Musul ve Bağdat’ın dış mahallelerinde siyasi, sosyal, güvenlik ve ekonomi alanlarında reform için ‘silahlı bir devrim’” başladığından bahsetmiş; seçimlerin değil, söz konusu devrimin Irak’ta değişim için ‘gerçek umut‘ olduğunu savunmuştu. Haşimi, Türkiye’nin son iki yılda Irak Kürdistan’ı ile kurduğu iyi ilişkilerin Iraklı Sünnileri cesaretlendirdiğini de kaydetmişti.

Murat Yetkin’in analizine dönersek; yazıda, ülkesinde idama mahkûm edildikten sonra Türkiye’ye sığınıp MİT koruması altına giren Haşimi’nin Maliki’yi devirmek için örgütlenmeye başladığı iddiasına yer veriliyor ve Iraklı siyasetçinin IŞİD’e ‘toz kondurmayışına‘, Musul Harekatını ‘Irak Baharı‘ olarak adlandırmasına dikkat çekiliyor.

irak

Terörizmi direnişle karıştırmak

Musul’daki Türk Konsolosluğu personelini ve kamyon şoförlerinin IŞİD tarafından esir tutulduğunu hatırlatan Yetkin, nihayetinde şu değerlendirmeyi yapıyor: “Hükümet, Suriye ve Irak’taki İslamcı militanlara ‘bilinçli olarak’ yardım yapmadığını söylüyorsa, o zaman fena halde bir “Besle kargayı, oysun gözünü” ihanetiyle karşı karşıya demektir.” Üstelik Haşimi’den gayrı, IŞİD’in de, Türkiye’nin Suriye’deki rejim karşıtı gruplara yönelik desteğinden –ama dolaylı, ama bilinçsiz- beslendiği aşikar. (Bu konuda bilgilendirici bir yazı için)

Son söz olarak, direnişi terörizmle karıştıranlardan şikayet ederken, terörizmi direnişle karıştırmanın da çok büyük mağduriyetler yaratmakta olduğunun bir an önce idrak edilmesini dileyelim.