NURCAN GÜNDÜZ*
@nurcan_gunduz
6 Şubat… Üç ay doldu dün. 2023’ün şubatı dünyanın görüp göreceği en uzun aydı ama 90 gün dolmadan üç ay doldu.
İlk yazıyı yazarken, zaman zaman bu ağıtın devamını getirmeyi düşünüyordum fakat ‘bunca zaman sonra’ böyle bir duygu yoğunluğu olacağına dair bir fikrim yoktu doğrusu. Böylesini hiç düşünmemiştim, tıpkı hiçbirimizin 6 Şubat öncesinde ‘öylesini’ düşünemediğimiz gibi.
Duygularımızın hepsi hala çok taze. Bir yanıyla şaşırtıcı, bir yanıyla hiç şaşırtıcı değil.
Şaşırtıcı çünkü hiçbir duygunun bu kadar güçlü kalacağına ihtimal vermiyordum. Siyahı biraz olsun solar, yüreklerdeki ağırlığı bir nebze azalır, nefes almak kolaylaşır, gömleklerin yakası bollaşır sanıyordum. Acının boğazımızı sıkması duygusu ilk günkü gibi, yüreğine oturmak dedikleri bu olsa gerek. Yüreğimize bir taş gibi oturmuş, direngen.
Bir yandan da şaşırtıcı değil aslında, değil çünkü ilk kez böyle bir şey yaşıyoruz. Böylesine görkemli bir acıyla mücadele etmedik ki önceden. Başımıza geleni doğru tahlil edememek de normal bu bakımdan.
‘Onca zaman’ sonra
Dedim ya, çokluk inanabilmiş değiliz başımıza gelene. ‘Böyle bir şey nasıl olur?’ ve benzerleri en çok söylediğimiz cümleler birbirimize. Kabristan ailelerin zaman geçirdiği, o kucaklayıcı, korumacı sevgiyi eşlerine, çocuklarına, anne babalarına vermeye devam ettiği bir yer haline geldi.
Nehir’in çilek ve bademleri, Selin’in Cadbury’si, Sahil’in çilekleri, Aras’ın GO’su, herkesin sevdiği atıştırmalıkları yanında. Tuttukları takımların formaları, atkıları, kardeşlerinin onlar için çizdiği resimler; Lavin ve Duygu’ya kaç resim çizip getirmiştir Havin’im kim bilir?
Garip bir huzur veriyor ‘çocuklar’a gitmek ve onlarla olmak. Acaba başka bir kent var mıdır insanların ‘çocuklar’a gideceğini söylediği ve herkesin onun kabristana ziyarete gideceğini anlayabileceği?

Duyuyorlar, görüyorlar, sevgimizi hissediyorlarmışcasına bir paylaşım var orada. Çaresizliği hissettikçe kahreden ama sevginin büyüklüğüyle gözleri yaşartan bir sevgi, beraberlik ve duygudaşlık yaşanıyor her gün, her an. İnsanın vefat etmiş yakınlarının yanında olmaktan daha çok huzur duyduğu bir yer olmaması garip ama keskin bir gerçek. Katıksız. Gözünüzün içine bakıyor.
Kabirleri bile pırıl pırıl çocuklar
En özlediğiniz an gitmek istediğiniz, olmak istediğiniz yer onların yanı oluyor. Nitekim bu her zaman gündüzleri olmuyor. Tevekkeli değil çocuklar korkmasın diye kabirlerine yerleştirilen güneş enerjili ışıkların yandığı fotoğrafları görmemiz. Akşam ve gece de oraya giden ailelerin çektiği fotoğraflar bunlar. Kabirleri bile pırıl pırıl çocuklar…

Ailelerin hep onlarla olmak istediği, gece gündüz hiç yalnız bırakmadığı çocuklar. Arkadaşlarının da gelip oturduğu onlarla vakit geçirdiğini görüyorum. Telefonu çaldı birinin bir gün “Fahri’deyim ben” diye açtı telefonu arkadaşı. Fahri’yle oturuyorlar… öyle…
Bu felaket bizi bir araya getirdi. Herkes bir arada. Kuşkusuz beraberlik ve duygudaşlık ailelerin beraberliğiyle sınırlı değil. Yakınlar, dostlar, Mağusa hep birlikteyiz burada.
Bir aile üyemizin, sevgili Ayşe Akın’ın bana teşekkür ettiğini, benim de bizim bir aile olduğumuzu söylediğimi yazmıştım ilk yazıda. Olduk gerçekten ve başlıktaki atıf bununla ilgili. Tanımaktan mutluluk duyduğum sevgili yeni aile bireylerimle böyle tanışmaktansa hiç tanışmamayı yeğlerdim halbuki. Eminim onlar da bir mücadeleyi yaşamaktansa bunu tercih ederdi. Çünkü bizim mücadelemiz bir tek yakınlarımızı, evlatlarımızı, öğrenci velisi arkadaşlarımızı, antrenörlerimizi ve öğretmenlerimizi kaybetmekten dolayı bir yas paylaşımından ibaret kalmayacak, uzun yıllara yayılan başka mücadeleler de bekliyor bizleri. Anlatacağım ama önce dernekten bahsetmek istiyorum.
Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği kuruldu bu süre zarfında. Derneğin toplum içinde işlevlerinden biri, onların anısını yaşatmak için etkinlikleri ve işbirliklerini kurmak ve sürdürmek. Bunun yanında toplumsal faaliyetlerin organizasyonu da yapılıyor.
Güzel Sanatlar Mart Sergisi’nde Ressam Mehmet Narin’in tablosuyla, 5 Mayıs 2023 gecesi KKTC Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Ali Hoca’nın eseri ve Tuğrul Enver Töre’nin şiirleriyle Elegie/Ağıt’ın CSO ve Elegie/Ağıt Korosu, DAÜ Müzik Öğretmenliği Korosu ve Othello Çoksesli Korosu tarafından sahnelenmesiyle sanatla da anılıyorlar, geçtiğimiz ay İskele’de yapılan ve bu ay Mağusa’da yapılacak Long Beach Marathon ve Famagusta Marathon yarı maratonlarıyla spor faaliyetleriyle de… Keza bu sene voleybol liglerinin Osman Çetintaş hocanın adını taşımasıyla da anmaya çalıştık, Gazimağusa Arena’ya posterlerini asarak da… Sevgili İnci Arkan’ın tüm geliri derneğe bağışlanmak üzere hazırladığı hediyelik eşyalardan oluşan Meleklerin Kanatları koleksiyonu da satış noktalarına ulaştı.
En büyük derdimiz adalet
Ama en büyük derdimiz adalet kuşkusuz. Derneğin, ailelerin, biz yakınlarının ve elbette o gün orada kaybettiğimiz turizm rehberi gençlerimizin yakınlarının, sözün özü Grand İsias Adıyaman denen cehennemde canlarını bırakanların tek bir amacı var: adalet. Adalet arıyoruz ve adalet istiyoruz, hem de mümkün olan en kısa zamanda. Adaletin geç olmadan sağlanacağına güvenmek istiyoruz.
Her an konu aynı şekilde aynı yere bağlanıyor. Bu durum, biz hukukçular bakımından bir mesleki deformasyon örüntüsü olabilir ama meslektaş olmayanlarda da durum aynı. Hala hukuktan medet ummak bir delilik değil, inanıyoruz biz. Belki çok darbe aldı, belki yorgun bir hukuk sistemi var, olabilir. Hem laik, demokratik, insan haklarına saygılı bir devlette olması gereken, bağımsız ve tarafsız yargının anayasal güvence altında olduğu bir ülkede olması gereken de bu değil mi? Kaldı ki bizim kaybettiklerimizin yerine hiçbir şey konulamaz. Bu acı gerçek düşünüldüğünde, adaletin yerine gelmeyeceğine dair en ufak bir ihtimali düşünmeye takatimiz var mı sizce? Soruma kendim cevap vereyim, yok.
Beklemenin sırları: Özlemek, öfkelenmek ve hukukça bir çare aramak
İçimizde hiç yorulmayan, şiddeti hiç azalmayan bir sevgi ve özlem yeri kanıyor. Onların yokluğunu kabullenemeyen aileler ve toplum ele ele. Öfkemiz belki ilk günkünden güçlü ve büyük. Kötü anlamıyla büyüleyici bir acı. Kötülüğün gözlerine baktık, gözlerinin taa içine baktık kendimizi görmek için. Yine de kendi kendimize soruyoruz, ‘Nasıl olur da onu bir daha göremeyeceğiz?’.
Bu, cevabını kabullenebileceğimiz bir soru değil ne yazık ki. Sarılamayacaksın, koklayamayacaksın, evlatların üniversiteye gittiğini, anne babaların yaşlandığını göremeyeceksin… ‘Anıları yetecek mi?’ sorusunun cevabı daha kolay: Hayır, yetmeyecek. Boşa değil fotoğraf arşivlerine, albümlere, sosyal medya hesaplarına dalıp gitmelerimiz…
Hukuk mücadelesi
Anlatacağım dediğim konuya da değinmek isterim. İlk yazıda da değinmek istediğim ama yaşanan duygu selinin yeterince müsaade etmediği hukuk mücadelesi konusu bu; İsias’la ilgili konuşmamız gereken en önemli konu.
İçimizdeki özlem ve öfkeden bahsederek bu konuya giriş yapma sebebim de şu: Hukuka dair bildiklerimiz yanında bu mücadeleyi en çok besleyen, ortaya çıkmasını sağlayan, diri kalmasına ve inancımızı korumamıza yardım eden bu özlem ve öfke. Hiç vazgeçmeyeceğimizden emin olmamızın sebebi de bu. İsias’ın sonunu hazırlayan herkesin, farklı hukuksal alanlarda sorumlulukları gündeme gelecek. Ceza hukuku, idare hukuku ve tazminat sorumluluğu.
Ceza soruşturması ilk günlerden itibaren başladı. Şubat ayının sonlarına doğru İsias soruşturması ayrı bir soruşturma olarak çalışılmaya başladı. Hem Türkiye hem de Kıbrıs Türk Barolar Birlikleri ve Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) mezunu gönüllü avukatlarımızdan oluşan avukat ekipleri, akademisyen hukukçu dostlarımız ve bizler, çokluk kayıplarımızın acısını o an için unutarak konunun her boyutu üzerinde çalışıyoruz. DAÜ Mimarlık Fakültesi ve Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri konuyla ilgili her sorumuza, talebimize hemen o an veriyorlar bilimsel katkılarını, teşekkür ederiz.
Öncelikli beklentilerimiz
Hiçbir istisnası olmaksızın İsisas’ın bu şekilde çökmesine katkısı olan bütün sorumluları mahkûm edecek bir kovuşturma yapılabilmesi için, bir başka ifadeyle, böyle bir dava süreci olması için, öncelikle iddia makamı tarafından hazırlanacak sağlam ve kapsamlı bir iddianameye ihtiyacımız var. Adaletin yerine gelmesi için bunun mutlaka olması gerekiyor.
Bunun ötesinde bir beklentimiz daha var; mümkün olan en kısa zamanda adaletin tecellisi. İlk bakışta bu ikisi birbiriyle çelişir görünen iki amaç ama çelişmiyor aslında.
Makul sürede yargılanma bir hak olduğu kadar cezanın çabukluğu da caydırıcılığın vazgeçilmez bir koşulu. Hem şüphelilerin makul sürede yargılanması için hem de cezalarının belirlenip bir an önce infaz edilerek orantılı, kesin ve çabuk cezayla caydırıcılığın sağlanabilmesi için bütün işlemlerin mümkün olduğunca hızlı olması şart. Kuşkusuz bu hız muhakeme işlemlerinden gelecek faydayı ortadan kaldırmamalı veya azaltmamalı.
Özetle, marifet üç ayda ama verimsiz, dava açıldıktan sonra tıkanacak, zorluk yaratacak bir iddianame hazırlanmamalı. Bunun yerine bütün delillerin toplandığı, suç şüphesine dair tüm hususların en küçük ayrıntısına kadar yer aldığı güçlü bir iddianamenin, nispeten daha uzun ama kabul edilebilir bir sürede hazırlanmasını tercih ediyorum şahsen.
Şu an davayla ilgili toplanan delillerin bilimsel incelemesi aşamasındayız. Makul sürede tamamlanmasını umarak takipçisiyiz.
AFAD’ın arama kurtarma çalışmalarındaki başarısızlığının da cezai bir sorumluluğu doğurması gerektiği düşüncesindeyim. Buna başarısızlık da denmez aslında. Bir yokluk söz konusuydu. Günlerce beklenmesine rağmen Adıyaman’a gelen olmadı. Adıyaman’a giden ilk arama kurtarma ekibi Kıbrıs’tan giden ekiplerdi.
Bu zafiyetin ortaya çıkardığı zararın bir de cezai sorumluluk boyutu olduğunu düşünüyorum. Zamanla bu konudaki ihtimaller de daha somut bir şekilde ortaya çıkacaktır.
Bunun ötesinde, İsias özelinde idare hukukundan doğan sorumluluk ve tazminat sorumluluğuna ilişkin davalar açılacak. Bu davada hizmet kusuru bağlamında çok ciddi sorumluluğunun gündeme geleceğini, hukukçu meslektaşlar bilir. İdare, İsias olayında üzerine düşen denetim görevini yerine getirmemiş gibi görünüyor. Yoksa böylesi bir sarsıntıda yıkılmaması gerektiği DAÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nün hazırladığı ön inceleme raporunda görünen, hukuka uygun olarak inşa edilmiş olsa, bu güçlü sarsıntıda hafif hasarla ayakta kalması gereken otelin un ufak olmasını, olabilmesini nasıl açıklayacağız?
Demek ki ceza sorumluluğunu hiç hesaba katmayıp onca insanın ölümünü göze alanlar (kasten öldürme suçu işleyenler), denetleme görevini layıkıyla yerine getiren bir idare tarafından denetlenmemiş, denetlenmişse de bu denetimle amaçlanan zararın önlenmesi amacı yerine getirilmemiştir. Bu durumların her ikisi de en nihayetinde sorumluluk doğurur.
Sonuç
Sanılanın aksine özlem de azalmıyor öfke de. Bu özlem, öfke ve birlik beraberlik bizlerin İsias’taki kayıplarımıza dair hukuk mücadelemizde en büyük dayanaklarımızdan. Bütün sorumluların her anlamda cezasını çekeceğine inanmak, bu mücadelenin temeli.
Bugün üç ay doldu onlarsız. Geçecek onca üç ayı da onlarsız geçireceğimizi bilerek ama bu ayları, yılları da hukuk mücadelesi vererek geçirmeye hazır olarak tamamladık bu süreci. Biz hepimiz birlikteyiz, omuz omuza çünkü #isiasortakdavamız.
Not: İlk yazının sonunda da belirttiğim gibi her akşam saat 19:00’da İsias kayıplarına dair farkındalık yaratmak için #isiasortakdavamız hashtagıyla Twitter’dayız. Desteklerinizi bekliyoruz.
Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği, kendi isimleriyle Facebook’ta, Instagram’da ve Twitter’da. Takip ederek destek olabilirsiniz.
* Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Bölümü Öğretim Üyesi Assist. Prof. Dr.