İbrahim Kiras: Yine de öngörü hatası ve siyasi basiretsizlik yok muydu Suriye politikamızda?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Düşünün ki Suriye iç savaşında doğrudan değil dolaylı şekilde taraf olduğumuz halde bugün bir yandan PYD’nin, bir yandan IŞİD’in ve diğer yandan Şam rejiminin tehditleriyle baş etmeye çabalamaktayız.

Doğrudan savaşa girmiş olsak bugünkü halimizin çok daha vahim olabileceğini düşünmek zor değil. Diğer yanda ise Şam rejimine savaş açtığınızda karşınızda Rusya ile İran’ı da bulacak olmanın doğuracağı komplikasyonlar var ki bunun da hesaba kitaba gelir bir yanı yok.

Yazıyı buraya kadar okuyanlar arasında şunu söyleyen çıkabilir: Tamam, Türkiye başlangıçta epeyce direndi “Suriye bataklığına” girmemek için. Tamam, Ankara’nın tek başına müdahil olması son derece sakıncalıydı; bundan kaçınması da doğruydu. Peki ama yine de öngörü hatası ve siyasi basiretsizlik yok muydu Suriye politikamızda? Dahası, bu meselenin iç siyasetin konusu yapılması manevra kabiliyetimizi zayıflatmadı mı?

Bu sorulara cevap yerine bir hatırlatmada bulunayım… Suriye iç savaşının yeni patlak verdiği günlerde “Suriye’de çözümün yolu nedir” sorusuna cevaben gazete sütunlarında ve TV ekranlarında söylediğim şuydu: Rusya ve İran’la masaya oturmak. Aradan beş yıl geçtikten sonra bu gerçekleşebildi ama bunu da yalnızca Ankara’nın öngörüsüzlüğü veya “çılgınlıktan bir türlü vazgeçmemesi” ile açıklamak haksızlık olur.

Suriye’deki vekalet savaşının tarafı olan güçler böyle bir gelişmeye müsaade edecek değildi o günlerde öncelikle. İkincisi, Rusya ve İran bizimle masaya oturmaya hiç istekli değillerdi. Üçüncüsü, büyük ümitlerle ve inançla Suriye konusuna bakan bizim kendi kamuoyumuz veya daha doğru ifadeyle iktidar partisinin tabanı böyle bir uzlaşıyı kabule hazır değildi.

İbrahim Kiras’ın yazısı