İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) odaklı ‘yolsuzluk’ davasında savunma yapan tutuklu Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, şunları söyledi: “(Babam) Birinci aydaki aile görüşüneyse kanser tedavisine başlamış, tekerlekli sandalyeyle geldi. Tüm bunları burada arkadaşlarımızla birlikte yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.”

İmamoğlu dahil 59’u tutuklu 414 kişinin yargılandığı davanın 61’incı duruşması bugün (1 Temmuz) görülüyor. Mahkeme başkanı dün (30 Haziran) ilk celsenin 9 Temmuz’da biteceğini, İmamoğlu’nun 8-9 Temmuz’da savunma yapacağını duyurmuştu.
‘9 Temmuz’da bitmesi imkansız’
Halk TV’den Gamze Altunay’ın X’ten aktardığına göre duruşmada söz alan İmamoğlu savunmaların yetişip yetişmeyeceğini ve hakim bu durumda ne yapacağını sordu:
“Burada insanüstü bir gayretle hakkımızı ve hukukumuzu savunmaya çalışıyoruz. Bize göre, milletimizin büyük bir çoğunluğuna göre de bunların birçoğunun hiç olmaması gerekiyordu. Neredeyse 17 davayla mücadele ediyoruz.
Şu anda bunun 9 Temmuz’da bitmesi imkansız gözüküyor. Bu konudaki kararlılığınız nedir? Burada nasıl bir süreç yönetilecek, bunu duymak isteriz. Eğer bunu sükûnetle ve çok özenli bir şekilde toparlayabilirsek güzel bir sonuç oluştururuz diye düşünüyorum sayın başkan.
Benim arkadaşım Fatih (Keleş) bey benden önce, iddianamede örgüt yöneticisi olarak gösterdiğiniz kişi. Benden önce konuşmalı diye sizinle bunu ilk hafta görüştük, kabul ettiniz. Ara savunma talebinde de söyledim, kabul ettiniz.”
‘Diğer celse dinleriz’
Mahkeme başkanı, İmamoğlu’na şöyle yanıt verdi: “Tuncay Yılmaz’dan sonra sizi alacağız. Kalan savunmaları ikinci celse almaya karar verdik. 9 Temmuz’da bitireceğiz. Tutukluları ilk duruşma dinlemek zorundayız diye bir şey yok. Diğer celse dinleriz.”
‘9 Temmuz’da kıyamet mi kopacak?’
Bunun üzerine İmamoğlu’nu şunu dedi: “Bu haftanın başında da konuştuk, yine kabul ettiniz. Şimdi takvim dediğinizde 9 Temmuz niye bir sınır oldu sayın başkan? 9 Temmuz’da Türkiye’de kıyamet mi kopacak? Ben anlamadım yani.”
İmamoğlu, Özçağdaş ve Tanrıkulu için salondan çıkarma kararı
Mahkeme başkanı, İmamoğlu’na “Belirlediğimiz bir sıralama ve belirlediğimiz tarihte bitireceğiz” diye karşılık verdi.
Tartışma buna rağmen sürünce hakim, İmamoğlu’nun salondan çıkarılması talimatını verdi; kararını ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 203’üncü maddesine dayandırdı. Ardından duruşmaya verdi.
Karara CHP milletvekilleri Suat Özçağdaş ve Sezgin Tanrıkulu tepki gösterdi. Altunay’ın aktardığına göre hakim, Özçağdaş, Tanrıkulu ve iki avukatın da salondan çıkarılmasına karar verdi.
‘Milletvekili diye her soytarılığı yapamaz
Hakimin ayrıca “Milletvekili diye burada her türlü soytarılığı yapamaz. Tüm salonu boşaltın. Hakkında 203 kararı verdiklerimi geri içeri almayın” dediği aktarıldı.
Dava aranın ardından yeniden başladı. Mahkeme başkanı, sanık Murat Ongun’un avukatının duruşmada olmaması nedeniyle daha önce yaptığı savunmayı dikkate alarak, savunmasını yapmış kabul etti.
Bir sonraki tutuklu sanık İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz kürsüye çağrıldı.
Yılmaz, avukatının duruşma salonunda olmadığını belirtti. Bunun üzerine mahkeme başkanı, Yılmaz’ın avukatının mazeret bildirmeden duruşmaya gelip gelmediğine bakılmasına, mazeretsiz duruşmaya katılmamışsa CMK kapsamında Yılmaz için avukat atanmasına karar verip yeniden duruşmaya ara verdi.
Söz alan tutuklu sanık ve İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’sa şöyle konuştu:
“Duruşma tarihinin sona erdirilmesine dair bir karar verdiniz. Karar merci sizsiniz. Bu aşamada talebim şu. Sıralama noktasında verdiğiniz karara devam ederek, yine 9 Temmuz’da duruşmayı sonlandırsanız. Meslektaşlar bu sıralamaya göre hazırlandı. 10 Ağustos’ta da Ekrem İmamoğlu savunmasını yapsa. Heyetinizin takdirine sunuyorum.”
Mahkeme başkanı bu sözlere “Savunmasını alacağımız zaman Ekrem İmamoğlu’nu salona getireceğiz” diyerek yanıt verdi.
Dava aranın ardından yeniden başladı.
Tuncay Yılmaz tansiyonu yükseldiği için hastaneye götürüldü.
‘Kamu görevlerim boyunca en ufak bir kusura, hukuka aykırılığa rastlanmadı’
Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın aktardığına göre Sivas Katliamı’nı anarak söze başlayan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in savunması şöyle:
*‘Herkese selam, sana hasret’ demiş ya Nazım… Kızlarımı ve eşimi de hasretle selamlıyorum. Onları çok sevdiğimi söylemek istiyorum.
*11 aydır tek kişilik hücredeyim. Hayatımda gururla yaptığım görevler vardı sayın başkanım. Cumhuriyet Halk Partisi Beyoğlu İlçe Başkanlığı bunlardan biridir. BELTAŞ Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Beyoğlu Belediye Başkanlığı da, kamu bütçesinin tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunun bilinciyle, onurla ve gururla yaptığım görevlerdendir. Bugün karşınızda BELTAŞ Yönetim Kurulu Başkanlığı ve bir buçuk yıl yaptığım Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevlerinden dolayı bulunmuyorum.
*Ne mutlu bana ki kamu görevlerim boyunca en ufak bir kusura, hukuka aykırılığa rastlanmadı. Evraklar, sözleşmeler, tüm işlemler incelendi; çok şükür en ufak bir kusur bulunamadı. Burada birçok arkadaşım cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Hasreti, dramı, acıyı, hüznü, umudu ve direnci anlattılar. Ben de saatlerce anlatabilirim. Ancak burada yaşadığımız her günü, hayat hatıratımızın en şerefli günleri olarak kabul ettiğimizi belirtmek isterim.
*Her hafta aile görüşümüz adeta bir maskeli baloya dönüşüyor. Herkes mutlu maskesini takıyor ve birbirimizi kandırdığımızı bilerek “iyiyiz” diyerek görüşümüzü tamamlıyoruz.
*Üç kızımın her hafta ziyarete gelmesi, ayakkabılarını ve kemerlerini çıkarması, ardından dokuz yaşındaki Zeynep’imin ayrı bir kabine alınıp aranması… Dokuz yaşındaki kızım, ışıklı ayakkabılarını babasına göstermek için büyük bir heyecanla cezaevine geldi. Ama maalesef o ışıklı ayakkabılar ayağından çıkarıldı ve yerine terlik verilerek yanıma gönderildi sayın başkanım.
*Görüş odasına girdiğinde dokuz yaşındaki Zeynep’imin gözlerinden yaşlar akıyordu. Babası üzülmesin diye ağzıyla gülmeye çalışıyor ama gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Bu tabloları yaşadık.
*Yine sırtımızı dayadığımız babamız, dağımız, ulu çınarımız… Cezaevine girdiğimizde dimdik ayaktaydı.
*Birinci aydaki aile görüşüneyse kanser tedavisine başlamış, tekerlekli sandalyeyle geldi. Tüm bunları burada arkadaşlarımızla birlikte yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. ‘Duvarlar sadece bedenleri ayırır, hakikati ayıramaz’ denmiş. Evet, yüksek duvarlar, demir parmaklıklar bedenlerimizi hapsedebilir; ancak hakikat şehirlerde, kahvelerde, otobüslerde, gençlerin, emeklilerin, kadınların dilinde, vicdanlarda ve hayatın her alanında yaşamaya devam ediyor sayın başkanım.
‘İddianame, benim yaptığım iki kamu görevinden bana herhangi bir suç isnat etmiyor’
*Sekiz ay iddianamenin yazılmasını bekledik. Tam 240 gün. Artık “İddianame çıksın da ne yazılırsa yazılsın” noktasına geldik. Çünkü veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız olmadığına güveniyorduk. Nihayet sekiz ay sonra iddianamemiz çıktı.
*Aslında okuduğunu anlayan birisiyim. Kabataş Erkek Lisesi mezunuyum, yüksek lisans yaptım, mali müşavirim. Dediğim gibi okuduğumu anlarım. Ancak iddianameyi okudum, sonra iki defa daha okudum. Okuduğumda bırakın bir suçu, suç başlangıcının kırıntısını dahi göremedim sayın başkanım.
*İddianame, bir şirkette ortak olduğumu söylüyor. Eylem 70, 72 ve 117 kapsamında bu şirkete destek olduğumu iddia ediyor ve bundan dolayı ‘suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme’ ile ‘kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’ suçlarından hakkımda ceza talep ediyor.
*Tekrar vurgulamak isterim: İddianame, benim yaptığım iki kamu görevi olan BELTAŞ Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Beyoğlu Belediye Başkanlığı dönemindeki iş ve işlemler nedeniyle bana herhangi bir suç isnat etmiyor.
*Böyle bir iddianamede sadece isim değiştirerek, AK Partili ya da Cumhuriyet Halk Partili fark etmeksizin, istediğiniz belediye başkanını görevden alabilir, istediğiniz belediye başkanını cezaevine koyabilirsiniz. Peki iddianamenin içeriği ne diyor?
‘Adil yargılanma ve savunma hakkım kısıtlandı’
*Önce usule ilişkin birkaç hususu ifade etmek istiyorum sayın başkanım. Öncelikle, iddianamenin CMK’nın öngördüğü şekilde, olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek açık ve somut biçimde ortaya konulması yükümlülüğünü yerine getirmediğini; şahsıma isnat edilen fiillerin somutlaştırılmadığını belirtmek isterim.
*Bu nedenle adil yargılanma hakkımın ve savunma hakkımın kısıtlandığını düşünüyorum.
*Dosyam sürekli renk değiştirdi, soruşturmanın konusu değişti, kapsamı değişti, tarafı değişti. Dosyada değişmeyen tek şey benim tutukluluğum oldu.
*Rüşvet iddiasıyla gözaltına alındım. Dört günlük emniyet sürecinde rüşvet iddiası ortadan kalktı ve İBB dosyasından tutuklandım. On dört gün sonra dosya yine değişti. İBB’den farklılaştığı, Beyoğlu ve BELTAŞ ağırlıklı olduğu gerekçesiyle dosyam tefrik edilerek müstakil bir dosya hâline getirildi.
*Önce örgüt üyeliği isnat edildi. İddianame düzenlenince örgüt üyeliği suçlaması kaldırıldı, yerine örgüte yardım suçlaması getirildi.
*Ardından konu ve içerik bakımından farklı olduğu söylenerek ayrılan müstakil dosyadan da vazgeçildi ve iddianame yeniden İBB dosyasıyla birleştirildi sayın başkanım.
‘Şüpheden sanık yararlanır, ben şüphe dahi olmadan yargılanıyorum’
*Sayın başkanım, savcılık makamının aklımızda oluşturduğu bir şüphe varsa, benim göremediğim bir delil varsa, savunmamın sonunda sayın başkandan ve sayın savcıdan bunu bol bol soru olarak sormanızı rica ederim.
*Veremeyeceğimiz hiçbir cevabımız yoktur Sayın başkanım. Ben hukukçu değilim. Ancak ceza yargılamasının adeta A, B, C’si sayılabilecek bir ilke vardır: Şüpheden sanık yararlanır.
*Oysa ben burada şüphe dahi olmadan yargılanıyorum.
*Az önce de ifade ettim; masumiyet karinesi yok sayılıyor ve peşinen cezalandırılıyorum.
*İnan Güney’den kaynaklı iddianameye yeni bir eylem eklenmedi sayın başkanım. Araştırılmış, yeni bir eylem olmadığı için biz İBB iddianamesindeki üç eyleme eklendik: 70, 72 ve 117 numaralı eylemler.
19 Ağustos 2025 tarihinde suç örgütü üyeliğinden tutuklanmıştım. Aylar boyunca yapılan tutukluluk incelemelerinde de bu üyelik isnadı gerekçe gösterilerek tutukluluğumun devamına karar verildi.
*Şimdiyse iddianamede ‘örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme’ suçlaması yer alıyor. Dolayısıyla lehe bir gelişme olmuştur. Ben böyle bir örgütün varlığını kabul etmediğimi de ayrıca vurgulamak isterim.
*Sekiz ay boyunca yapılan tutukluluk değerlendirmelerinde, tutukluluğun devamına gerekçe olarak gösterilen HTS baz raporunun aslında dosyada bulunmadığını, bu raporun dosyaya ancak 1 Şubat 2026 tarihinde girdiğini görüyoruz.
*Dolayısıyla bundan önce ocak ayında ve daha önce yapılan bütün tutukluluk değerlendirmelerinde HTS ve baz raporlarına dayanılarak tutukluluğun devamına karar verildiği söylenmesine rağmen, dosyada böyle bir HTS baz raporu bulunmadığı anlaşılmaktadır sayın başkanım.
*Aklıma şu soru geliyor sayın başkanım: Belediye başkanlığını kazanamamış biri olsaydım, herhangi bir siyasi görevi olmayan sıradan bir vatandaş olsaydım, bu iddianame yazılır mıydı?
*Bırakın suçlamayı, en ufak bir suç şüphesi dahi oluşturmayan bu konular nedeniyle ne soruşturma açılırdı ne de dava.
*Şafak operasyonuyla evlatlarımın gözleri önünde gözaltına alınmaz, aylarca tutuklu kalmazdım. Dolayısıyla bu iddianame; Beyoğlu Belediyesi’ni kazanmamızdan, otuz gün içinde halkın belediyesi anlayışını hayata geçirmemizden dolayı hazırlanmış, tamamen siyasi nitelikte bir iddianamedir.
CMK 203 ne?
CMK 203 maddesi şöyle:
1-) Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır.
2-) Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder.
3-) Kişi dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hâkim veya mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhal dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmaz.