178 insan hakları kuruluşunu bünyesinde barındıran Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), Gezi Parkı eylemlerinin 1’inci yıldönümünde AKP hükümetine zehir zemberek eleştiriler yönelten bir rapor yayımladı. ‘Bir yıl sonra Gezi: Cadı avı, emniyet yetkililerinin dokunulmazlığı, hak ve özgürlüklerin daralan alanı‘ başlıklı 30 sayfalık raporda, “Türkiye, tarihinin en büyük kriziyle karşı karşıya” denildi.
‘Mücadele mahkemelere taşındı’

Raporun giriş kısmında, “Sokaklardaki kitlesel gösterilerin ötesinde, uzatmalı bir yargı süreciyle birlikte temel haklar için verilen mücadele mahkemelere taşındı. Haklarını şiddete başvurmadan sokaklarda ya da medyada arayan barışçıl protestocular, şu an karışıklığa yol açmakla suçlanıyor ve ağır cezalarla karşı karşıya” ifadesi kullanıldı.
‘Ankara Valisi gösteriler sürerken şehir dışındaydı’
FIDH’in raporu, Gezi eylemleri sırasında hayatını kaybedenlerin aileleri, diğer şiddet mağdurları, indan hakları savunucuları, doktorlar, avukatlar ve gazetecilerle yapılan görüşmelere dayanarak hazırlandı. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve Ombudsman konumundaki Mehmet Nihat Ömeroğlu’ndan da görüş alınırkeni Ankara Valisi Alaaddin Yüksel görüşmeden kaçındı. Raporda bu konu hakkında, “Alaaddin Yüksel, Ankara’nın her gün protestolarla çalkalandığı bir dönemde, ‘şehir dışında olduğu’ gerekçesiyle bizimle görüşmedi” yorumu yapıldı.
‘Türkiye tarihinin en büyük krizi’

Raporun sonuç kısmında yer alan çarpıcı çıkarımlar özetle şöyle:
* Türkiye, tarihinin en büyük kriziyle karşı karşıya. Halkın öfkesi ilk kez sokaklara taştı; memnuniyetsizlik, kamusal alanın alelacele kontrol altına alınmasına karşı direnişe dönüştü. Vatandaşlar ifade özgürlüklerine tutundu; görüşlerini dile getirip yetkililerin kontrol ve kısıtlama girişimlerine direnerek, bütün geleneksel medyayı baypas etti. Fakat yetkililerin buna yanıtı, sokaktaki hareketlenmeyi devasa ve orantısız bir polis gücüyle sistematik biçimde bastırarmakla başlayan bir süreçte, hak ve özgürlükleri daha da kısıtlamak oldu.
* Emniyet güçleri protestolar sırasında tabi oldukları yasaları ve uluslararası yükümlülüklerini açıkça çiğneyerek, geniş çaplı insan hakları ihlallerine yol açtı. Kitleleri dağıtma amaçlı biber gazı kapsülleri, sistematik biçimde, göstericilere yönelik öldürücü silahlara dönüştü.
‘Bazı yargıçlar direniyor ama yeterli değil’
* Gösterilerin ardından da, protestocular hakkında sistematik bir ‘cadı avı’ gibi görünen bir süreçle davalar açıldı. Bazı yargıçlar direnip göstericilere getirilen suçlamaları reddetse de, savcılar sistematik bir yasal mücadeleye girmeye kararlı görünüyor. Fakat o ‘mücadele’ ne yazık ki siyasi; son noktaya gelindiğindeyse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ifade ve toplanma özgürlüğünün ihlal edilmesine karşı karar verecektir.
* Bu raporda bir başka sorun daha, savcıların ve kamu yetkililerinin insan haklarını ihlal edenleri yargılamaktaki pasifliği de belgeleniyor. Orantısız gücün sistematik kullanımı karşısında çok az dava açıldı. Bunun sonucunda güvenlik güçleri arasında bir dokunulmazlık hissi oluştu.
* Sokakların ve mahkemelerin dışında, Gezi hareketinin bastırılması Meclis’e de taşındı; yargıyı yürütme denetimine tabi kılan, acil sağlık hizmetini suç sayan, yürütmenin internet üzerindeki kontrolünü genişleten ve ifade özgürlüğünü daha da kısıtlayan yasalar çıkarıldı.
Hükümete soruşturma çağrısı
Raporda, hükümete yönelik şu çağrılar yer aldı:
* Taksim Dayanışması’nın liderleri, doktorlar, avukatlari akademisyenler, gazeteciler, internet aktivistleri, siyasi parti aktivistler ve Gezi eylemlerine katılıp şiddete başvurmayan diğer kişiler hakkındaki suçlamaları düşürün;
* Gezi eylemleri sırasında yaşam hakkına yönelik saldırı düzenleyen emniyet güçlerinin ihlalleri konusunda etkili, bağımsız ve şeffaf soruşturmalar açın;
* İçişleri Bakanlığı’nın Gezi’ye dair ‘üzücü’ raporları dikkate alınarak, bu soruşturmaların bağımsız olması için uluslararası denetime başvurun;
* Göstericilerin bastırılmasındaki emir-komuta zincirine açıklık getirin;
* Polislerin görevlerini yerine getirirken kimlik numaralarının bilinmesini sağlayın;
* İnsan hakları ihlallerinin mağdurlarına, uluslararası standartlara uygun biçimde tazminat ödeyin;
* Gezi protestoları nedeniyle özellikle idari kurumlarda, eğitim, sağlık ve medya sektörlerinde işten kovulmaları soruşturun, bu kişileri görevlerine şade edin;
* İnternet kısıtlamalarını kaldırın;
* Toplantı ve gösteri özgürlüğü yasasını AİHM içtihatına uygun biçimde gözden geçirin;
* Yeni HSYK yasasını gözden geçirin;
* Doktorların ilkyardım için hükümetten izin almasını öngören yasayı kaldırın;
* Hapiste olan insan hakları savunucularını serbest bırakın.
‘Türkiye’ye gaz satmayın’
Raporda ulıuslararası topluma da, Türkiye’ye biber gazı gibi ‘kitle dağıtım araçlarını’ satmama çağrısı yapıldı.
