İran’ın güvenlik konseptinin güç mücadelelerini kendi sınırlarından uzakta, vekil gruplar üzerinden yürüttüğü biliniyordu. Bölgedeki gelişmeler İran’ın güvenlik konseptine çok ağır hasar verdi. Bugünlerde Lübnan’da da Hizbullah’ın silahlarını devlete teslim etmesi ile ilgili yeni bir süreç başladı.
Irak’ta İran destekli Haşd-i Şaabi’nin silahsızlandırılması için baskılar artıyor. Özellikle Irak topraklarından Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yönelik saldırılar bu baskıların artmasının başlıca sebebi denilebilir.
Keza Yemen’de BAE’nin tekrar denkleme girmesi, Husilerle savaşan Yemenli güçlere lojistik ve finansal destek vermesi İran açısından oldukça riskli bir durum. Üstelik mevcut şartlarda Bab El Mendeb’in ele geçirilmesi yetmez, sürdürülebilir bir şekilde güvenliğinin sağlanması şart. Husilerin sahada ilerleyişinin durdurulması ile sınırlı kalmayan, askeri gücünün kırılmasını hedefleyen ağır saldırılar yapılması olası.
Elbette müzakere kapısı ya da ihtimali Yemen’de de açık ancak Suudi Arabistan’ın Yemen’de Husilerle görüşmek yerine kısa süre önce Yemen’den kovduğu BAE’ye dönmesi müzakere ihtimalinin güçlü olmadığını gösteriyor.
Velhasıl süreç içinde yeni bir sürecin eşiğindeyiz.
Bölgede bir kez daha ittifaklar sınanacak, eski dostlar düşman, eski düşmanlar dost olacak gibi görünüyor. Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren birçok olası gelişme artık ABD-İran-İsrail mücadelesi olmaktan çıkıp onlarca ülkeyi içine çeken bir girdaba dönüşmüş durumda. Çin’in de görünür olmaya karar verdiği bu çekişme Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile sınırlı kalmayıp Asya’ya da yayılacak gibi görünüyor.