9 Mart 2026

Hayata karşı barış
H

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Bir tas sıcak süttür barış ve uyuyan bir çocuğun
gözlerinin önüne tutulan kitaptır.
Başaklar uzanıp, ışık! Işık! Diye fısıldarlarken birbirlerine
Işık taşarken ufkun yalağından.
Barış budur işte.
Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler
Geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü
ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman bir bulutun arkasından
cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan bir işçi;
barış budur işte.

Yannis Ritsos yakından kardeşimizdir, büyük bir şairdir ve hem kalbimizin hem de evimizin baş köşesindeki yeri Barış adlı bir toplamla örülüdür. Sürgünden döndüğü zamanlarda, ev hapsinde kaldığında komşularının sahile yaptığı taş bir koltuğun seyrinde yazılmıştır belki bu şiir. Belki daha öncesi ya da sonra ama değişmeyen bir şey varsa o da şiirin barış ve özgürlük için her zaman söz aldığı gerçeğidir. Ataol Behramoğlu çevirisiyle bir bölümün aktardığımız Barış başlıklı şiirinde Ritsos tomurcuklara ve ölülere de sesleniyor, şiirin her bölümünde barış için yeni bir sezgi üretiyor şair.

Yannis Ritsos.

Elbet Ritsos’un yazdığı bu şiirden öncesine dayanıyordu Nâzım’ın Bursa Hapishanesi’nde yaşadığı yıllar. İkinci Dünya Savaşı’nın acılarını ve açmazlarını radyodan dinleyip şiirler yazıyor, olası bir saldırı karşısında duvarı yıkıp kaçmanın planlarını yapıyorlardı. Kış amansızlaşıyor, Kızıl Ordu geri çekiliyor, sosyalist ana vatanın başkentine doğru Nazi Almanya’sının askerleri ilerliyordu.

Bize o günlerden kalan birikimle, beyazların elinde kalan son kıyıya varmak için canla başla çalışanlara saygı duymak ve anlamak kalıyor. Matbaaları, istasyonları, şarkıları ve direniş odaklarını canlı tutanların zekâsı ve inancına da selam olsun.

Yasalar değişiyor elbette. Değişen yasalar arasında egemenlerin savaş nedenleri de çeşitleniyor. Ama nerden baksanız Amerika’nın Irak’a saldırı nedenleriyle İran’a saldırı nedenleri arasında sadece nüansların olduğunu biliyor olmak bu çelişkiyi daha bir çekilmez kılıyor.

Ekrana kilitlenip insanların nerede ve nasıl öldürüldüğüne tanık olmaktan ya da her gün ölüm ve savaş üzerine konuşmaktan geliyoruz. Her görüntü, her haber, her ayrıntı ölümün baş harfi gibi. Çocuklar için kazılan mezarlara dair cümle kuracak olsak herkes farklı bir gerekçe üretebiliyor. Güçlü olanın bu insanlık suçunu meşru kıldığına tanığız hepimiz. Kendinden olmayana yaşam hakkı tanımayan barbarların nükleer yalanlarına daha kaç defa yüzümüzü döneceğiz kim bilir.

Soracaksınız: Şiir neden
düşleri anlatmıyor, yaprakları
ve büyük yanardağlarını anayurdunun?

Bazı Şeyleri Açıklıyorum adını koymuş şiirine Neruda ve Ülkü Tamer dilimize kazandırmış. Şiirin düşleri ve yaprakları, yanardağları anlatmasının kapısına açılıyor yolumuz. Kalbi doğrudan yana atan bütün şairler, barışın ve bir arada yaşamanın sözcüklerini yordukları için iktidarların, lokal iktidarların, iktidar olduğunu sananların ya da iktidar hevesiyle büyüklenenlerin karşısına dikildi daima. Neruda’nın ülkesinde darbeci generallerin sesi yükseldi, devlet başkanı Allende son mermisine kadar direndi cuntacılara, halkın kapısına konulan bir şişe sütün intikamını kanla aldı generaller. Pinochet yağlı boya tablo yapmak yerine başka işlerle meşgul olmuş olabilir, ama ölüm ev hapsinde kalp kriziyle buldu diktatörü.

Salvador Allende.

Sürgün ve hapisle cezalandırılsa da barışı savunmanın şiirinden bir an olsun vazgeçmeyen şairler insanın ortak değerleri için yazmaya, söz almaya, itiraz etmeye devam etti. Savaşta Ölenler şiirinde otların bile yalnızlıktan kuruduğuna dikkat çekiyor Paul Eluard. Oysa ne güzeldir Eluard’ın aşk şiirleri, özgürlük üzerine yazdıkları, ama şimdi dünyanın yangın yerine döndüğü günlerde katile katil demenin zamanıdır.

Katillerle bir olmadım olmayacağım da
Özgür kalacağım işte böyle bir başıma

Paul Eluard.

İlk basımı 1986’da yapılan Hangi Leylasın Sen kitabında En Güzel Çiçek başlıklı bir şiiri var Hidayet Karakuş’un, 1983’te yazmış. Aradan geçen zaman dünyada olagelen değişimin daha kötüye gittiğini gösteriyor bize. Hazin ve gülünç durumdayız…

sordu çocuk
en güzel çiçek hangi çiçektir
ortadoğulu bir kadının
acısız gülebilmesidir
dedi anne

Şiirimizin toplumcu damarında volta biriktiren şairlerimizden A. Kadir de nöbetteki bir askerin sözleriyle barışa taşır şiirini. Cephedeki her askerin savaş yanlısı olduğunu da nereden çıkarıyoruz, barıştan yana olan, barışı duyumsayan ve barış için yaşayan askerler de vardır elbet cephede.

Gece saat on.
Nöbetteyim.
Ne olur uzatsalar nöbetimi aylarca!
Böyle ta barışa kadar,
ihtiyar anacığımı düşünmeden
memleketimin türkülerini söylesem içimden!

Dünyada ve ülkemiz edebiyat tarihine baktığımızda barıştan yana cephede başı dik duranların kimliğini ve nedenlerini azımsayamayız. Savaşı savunanların zaten cepheye gitmediğini, çocuklarının, ailesinin, akrabalarının ve yakın çevresinin savaştan zarar görmediğini hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, 2 cm boy farkıyla askere alınmayan oğullar bir yanda, çürük raporu alanlar bir diğer yanda savaş nedenlerini ahlaksızca üretebilirler. Yıkımı güzelleştirmek için klip çekenlerle savaş karşıtları aynı notaları kullanıyor nihayet. Savaş severlerin de kendilerini anlatmak ve şirin göstermek için müziğe ihtiyaç duyduklarını biliyoruz elbette.

Birinin mühimmat dediğine bir diğerinin füze dediğini ve iki sözcük arasındaki farkı anlamak için göstergebilimin olanaklarıyla nedenler oluşturulduğunu da görüyoruz.

Ama olmayan şey bir geri çekilme, üzülüp vahlanarak geri çekiliyoruz. Ne tekmelenen madencinin kahrıyla yüzleşebildik ne çocuğuna pantolon alamadığı için intihar eden babanın kederi girdi şiirimize.

Savaş yanlısı olduğumuzu iddia edemeyiz ama barış şiirleri yazmadığımızı, barış için gösterdiğimiz çabanın yetmediğini görüyoruz. Bu yıkım birkaç meczubun, birkaç yobazla atışması değil, dünyanın bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük mücadelesine vurulan bir darbedir. Gecenin bir yarısı yatağından alınıp kaçırılan devlet başkanları için elbette söyleyecek iki çift lafımız var; ama öte yanda Allende’nin onurlu direnişi alnımızdaki ışıltısını koruduğu sürece teslim olmayacağımızı da biliyor olmalılar.

Emperyalist kuşatmayı delip yıkmanın tek yolu silahlar değil. Romantik olmaya çalışmıyorum ama savaş karşıtı, barış yanlısı şiirler yazmamız gerektiği fikrini bir an olsun unutmak istemiyorum. Savaş karşıtı romanlar, oyunlar, filmler, heykeller, resimlerle yanıt vermeliyiz zalim olana.

Körfez Savaşı döneminde yazdığım bir şiirin girişini koyuyorum buraya, şiir ihtiyacı olanın değil miydi?

Zakkum zamanıdır kalbini akşamlarla yorma

Bağdat için gül ağaçları dik İstanbul’un alnına

Hayata karşı hayat, savaşa karşı barış!