Çok uzun süre yurtdışında yaşadıktan sonra memlekete döndüğümde beni en çok şaşırtan konulardan biri de bu “özgüven” idi. Dönüşten sonraki ilk aylarda şunu anladım ki, “her Türk erkeği doğuştan bütün konuların uzmanıdır. Bu bir tür Allah vergisidir!” Onlara istediğin soruyu sor: Siyaset, ekonomi, spor, din ve ahlak, seks (ah, keşke bu sonuncuyu yazmasaydım.) Bir keresinde bindiğim takside şoförün gözü dikiz aynasından baka baka sonunda beni bir yerlerden ısırmış ve “televizyonlara çıkıp Rusya anlatan bi gasteci” olduğumu deşifre etmişti.
“Kaç yıl yaşadın Rusya’da, abi?”
Cevabımla beraber samimiyetimiz iyice arttı.
“O zaman sen Rusya’yı da Rusça’yı da çok iyi bilirsin, ha?”
“Rusya nasıl, abi?”
Bu son soru bana hep çok zor gelir. Yani nesi nasıl, “kardeşim?” (Bir keresinde yeni tanıştığım ünlü bir kadının aynı sorusuna “büyük” diye cevap vermiştim ve bir daha benimle konuşmamıştı.) Ukalalık etme isteğimi bastırarak Rusya hakkında bir şeyler anlatmaya başladım. Üçüncü ya da dördüncü cümlem şoför tarafından hoyratça kesildi. Sonrasında uzuuun bir Rusya anlatısı dinledim. Söylev 15 dakika kadar sürdü. Belki daha da sürerdi ama gitmek istediğim yere varmıştım.
Onun gibi milyonlarca insan var Türkiye’de. Ezici çoğunluğu erkek. Garip bir şekilde her şeyi biliyorlar. Sorsan hemen hepsi “hayat okulu mezunu.” Sadece “sokaktaki insan” değil burada söz konusu olan. Aydın geçinenler de laf cambazlığı ile her an her konuyu analiz etmeye hazır. Televizyonda kanal kanal gezinen “herşeyolog” arkadaşlar buna örnek.