Gülse Birsel: AK Parti'nin sorması gereken soru şu: Dört buçuk yılda ne oldu da bu noktaya geldik?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Başbakan’ın vizyon belgesini açıkladığı toplantıya bazı ünlüler de gitti. Şahsen, gidenlere bırakın hakareti, “Gitmen gereksiz olmuş” filan diye çan çan edilmesi bile yanlış. Madem özgürlük ve demokrasiden tarafız, size ne kardeşim?!

Başbakan davete gelen sanatçılara Twitter’dan hakaret edenlere kızmış. Haklı. Ve sanatçılara hitaben şöyle demiş: “Hiç çekinmeyin, tedirgin olmayın. Bize oy verip vermemek ayrı bir konu, ama bir toplumun sanatçısına, kendisi gibi düşünmüyor diye hakaret edenler nasipsizdir!”

Alkışlıyorum! İşte Gezi’nin ilk gününden beri duymayı hasretle beklediğimiz sözler! Sanırım bu bütün sanatçılar için geçerli değil mi? Hatta artık Memet Ali Alabora da gönül rahatlığıyla ülkeye dönebilir mi?

Naiflik ve saflık içinde ummak istiyorum ki, bu cümle sadece toplantıya katılanlar için değildir ve Erdoğan’ın ülkenin tüm sanatçılarına, hatta vatandaşlarına bakışıyla ilgili yeni bir başlangıçtır.  Bence AK Parti’nin kendisine sorması gereken soru şudur: Dört buçuk yılda ne oldu da bu noktaya geldik?

Bir fark daha: O toplantıda (2010’da, sanatçıların da davet edildiği ‘açılım kahvaltısı), çok uzun bir soru cevap bölümü yapılmıştı…

İşte galiba aradaki fark, dört buçuk senede yaşanan değişim, sembolik olarak budur: Artık soru sorulamaması. İtiraz edilememesi. Eleştirilerin dinlenmemesi. Diyaloğun hiddetli bir monoloğa dönüşmesi.

Hatta belki Gezi’nin sebeplerinden biri de, öncesinde bir süredir hissedilen bu değişim ve yarattığı korkudur.

Gülse Birsel’in yazısı