Güldem Atabay: Üretmeden bölüşemeyiz

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye’nin ihtiyacı çalışanı daha ucuza çalıştırmak değil, bir çalışanın bir saatte ürettiği değeri artırmak. Orta gelir tuzağından düşük ücretle değil; teknoloji, verimlilik, eğitim, hukuk ve planlamayla çıkabiliriz.

Bunun için üretim, yatırım ve ihracat kredilerini tüketici kredilerinden ayırmak gerekiyor. KOBİ’nin finansmana erişimini yalnız gayrimenkul teminatına değil, siparişini, üretimini ve istihdamını da dikkate alarak kurgulamalıyız.

KOBİ’nin nakit akışı güvence altına almalı, KDV iadelerini hızlandırmalı, ticari alacak sigortasını genişletmeli, büyük işletmelerin küçük tedarikçilere uyguladığı ödeme vadelerini sınırlandırmalıyız.

Çalışanın net ücretini artıracak seçici şekilde kayıtlı istihdam üzerindeki vergi ve prim yükünü azaltmalıyız. Verilecek desteği üretimi ve becerisi geliştirilecek istihdamı koruma şartına bağlamalıyız.

Mesleki eğitimi okul binası ve diploma sayısından ibaret göremeyiz. Güvenli, ücretli, sigortalı, devlet olma görevini ihmal etmeyen bir sistem içinde öğrencinin mezun olduğunda bir meslek edineceği bir mesleki eğitim kurmalıyız.

Sanayi alanını, suyu, enerjiyi, demiryolunu, limanı, konutu ve çevreyi birlikte planlamalıyız. Fabrikanın nereye kurulacağına karar verirken çalışanın nerede yaşayacağını ve işe nasıl gideceğini de düşünmeliyiz.

Yeşil ve dijital dönüşümün maliyetini KOBİ’nin üzerine bırakmamalıyız. Ortak teknoloji, yazılım, karbon ölçüm, enerji verimliliği ve danışmanlık merkezleri kurmalıyız.

Hukuku ekonominin dışında görmek mümkün değil. Türkiye artık hukukun üstün olmadığı, kişiye göre değişen kararların tek kişinin keyfine endeksli olduğu bir ülke. Yabancı doğrudan yatırımı yıllardır çekemediğimiz ölçüde son birkaç yıldır yerli yatırımcıyı da kaçırıyoruz. Üstelik, konkordato, ihale, vergi, denetim ve ticari uyuşmazlıklarda hızlı, adil ve öngörülebilir bir düzen kurmadan uzun vadeli yatırım bekleyemeyiz.

Türkiye’nin üreticisi çalışmaktan kaçmıyor. Çalışanı da daha iyi bir hayat istemekten vazgeçmiş değil. Eksik olan emek veya girişim isteği değil; güven veren kurumlar, planlama ve ortak bir gelecek fikri.

Sanayiyi korumak patronu korumak anlamına gelmiyor. Sanayiyi korumak; nitelikli işi, daha yüksek ücreti, teknolojik gelişmeyi ve ülkenin kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasını korumak anlamına geliyor.

Üretmeden bölüşemeyiz. Verimliliği artırmadan da adil bölüşemeyiz.

Güldem Atabay’ın yazısı