Değil mi ki zaten, ateşi her geçen gün harlanan gezegende aynı güneşin altındayız hepimiz. Bir dakika! Değil miyiz yoksa? Olabilir mi böyle bir şey? Oluyor gibi sanki. Tamam, AKP sermaye işbirliği üç günlük rant için üç yüz yıllık yaşamsal kaynakları talan etmeyi zarar saymıyor, peki ya muhalefet? Neredesiniz ağalar? Dengesini bozduğumuz gezegen bizi kar kürelerinin içindeki simli pullar gibi bir o yana bir bu yana savururken, sizi siyasetin konforlu alanından ne çıkaracak? Akbelen’de doğa katliamına direnen insanların muhalefet partilerine destek çağrısı yapmasında bir gariplik yok mu sizce? Çoktan yerinizi almış olmanız gerekirdi orada. “Bu yok edişe aktif eylemsellik ile dur demeye davet ediyoruz” diyen insanlara gidip parmak sallamak da neyin nesi peki? Memleket nasıl kurtarıldı diye sorulduğunda saatlerce top mermisi sırtlanan Seyit Onbaşı’dan bahsedecek olanlar nerdesiniz? Ormanlar, tarım arazileri, su kaynakları sermaye için birer birer yok edilirken Anayasal hakkını savunan insanların yanında olmaktan, aynı Toma’nın suyunda ıslanmaktan sizi ne alıkoyuyor? Çamlıhemşin’de yaylaların talan edilmesine karşı çıkan ve sopasıyla jandarmanın önüne dikilen Havva Bekar, kendilerine ‘çapulcu’ diyen valiye cevaben ne demişti hatırlayalım, “Vali bize çapulcu diyor. Sen nesin? Sen sandalyede oturmuşsun. Biz buraların hamurunda yoğrulmuşuz. Devlet nedir? Devlet yok halk var. Kimdir devlet? Devlet bizim sayemizde devlettir.” Çanlar çalıyor. Muhalefet ya halkın yanı başında muhalefet etmeyi öğrenecek ya da bunu bilenlerle yer değiştirecek. Bu işin sandık nöbetiyle yürümeyeceği ortada. O nöbet, yaşam nöbetine doğru büyüdü, haberiniz olsun.