Gökçer Tahincioğlu: İstanbul Başsavcılığı kadroları, Türkiye Başsavcılığı gibi hareket etme olanağına kavuştu

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Akın Gürlek’in İstanbul Başsavcılığı’na atanmasıyla bambaşka bir dönem başladı. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidar kanadındaki bazı isimlerin pasif bulduğu İstanbul Başsavcılığı, ardı ardına CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki dosyaları açtı. Türkiye gündemine damga vuran soruşturmaların neredeyse tamamını başlattı. Bugün hala İstanbul Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameler, gündemin en önemli başlığı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yerlikaya ile görevden bu aşamada alınmayı beklemeyen Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’u da görevden alması, kabine değişikliğini bu aşamada Adalet ve İçişleri ile sınırlı tutması açık bir mesaj. Tunç’un yerine Akın Gürlek gibi bir ismin getirilmesi daha da açık bir mesaj. Öncelikle Türkiye’de başsavcılıktan bakanlığa atanma gibi bir örneğin ilk defa yaşandığını vurgulayalım. Zira Adalet Bakanlığı koltuğuna oturan bir ismin yargıdan gelmesi durumunda daha önce baktığı davalara yönelik etkide bulunabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.

Bu tabloda Türkiye Başsavcılığı gibi hareket etmekle eleştirilen İstanbul Başsavcılığı kadrolarının artık aslında var olmayan Türkiye Başsavcılığı gibi hareket etme olanağına kavuştuğunu da söyleyebiliriz. Akın Gürlek’in bakan olması ve yakın çalışma arkadaşlarını da önemli görevlere getirmesiyle artık yargının tamamı üzerinde etkili olacak bir anlayış iş başına gelmiş oldu ve olacak. Bunun sonuçlarını da hep birlikte göreceğiz.

Gökçer Tahincioğlu’nun yazısı