Bugün hala belli bir terminolojiyle konuşmak zorunda herkes. Aksi terörizm sayılıyor.
“Onu dedin ama bunu niye demedin” üzerinden suç uyduruluyor.
Son örneğini ‘saç örme’ örneğinde gördük. Bir kadın hemşire gözaltına alınabildi. Üstelik beterini yaşaması dilenerek…
Basit değil miydi, anlamak zor mu? Öldürülen bir kadından geriye örülmüş saçları kalmış, bunu saklayan bir terörist video çekmiş, övünerek anlatıyor. Buna tepki göstermek neden suç olsun? Neden propaganda olsun.
İşkence, kamuoyunun toplu tepkilerinin verdiği güçle normalleştiriliyor.
Video kayıtlarında barışçıl yürüyüşlere katılanlar için ölüm çağrıları yapan hocalar alkışlanıyor.
Böyle bir ortamda neyi, nasıl konuşabilirsiniz?
Binlerce gencin yaşamını yitirdiği, binlerce insanın acılar içinde yaşlandığı ülkede bu meseleyi çözmek, konuşmadan çözmek ve konuşmak kolay mı?
Özellikle 7 Haziran süreci bize siyasetin ve iktidarının dilinin bu konuda ne kadar belirleyici olduğunu gösterdi.
Anketlerle değil, toplumsal uzlaşma niyetiyle.
Bugün ortaya çıkan dilin, birbiriyle konuşamaz hale gelmiş insanların hangi siyaset dilinin sonucu olduğunu da görebiliyoruz.
Kendini hukuki güvencede hissetmeyen fikrini söyleyemez.
Artık basit tepkilerin, eylemlerin bile birilerine göre ‘gerekli-gereksiz’ diye kategorize edilebildiği bir yerde haklardan, özgürlüklerden söz etmek de mümkün değil.
Bir süreç yürütmek isteyen, daha önemlisi toplumsal bir uzlaşı ve barış ortamı yaratmak isteyenlerin önce bu ezberi bozmaları gerekiyor.