FREDERIKE GEERDINK
Milliyet’ten Kemal Göktaş, Türk ordusunda görevli bir istihbarat subayının Roboski katliamı öncesinde üstlerine, bombardıman hazırlığı yapılan grubun muhtemelen PKK’lılardan değil köylülerden oluştuğunu söylediğini ortaya çıkardı.
Şu an albay rütbesindeki Aygün Eker, bu yöndeki değerlendirmesini üstü dönemin Harekat kurmay başkanı Tuğgeneral Halil Erkek aracılığıyla iletiyor, ancak emir komuta zincirinin daha üstündekiler kulak asmıyor. Sonuçta grup bombalanıyor ve sigara, çay ve benzin kaçakçılığı yapan 34 kişilik grup bombalanıp öldürülüyor. 20’si çocuk…
Bir subayın söylemesi önemli
Burda haber ne? Ordunun 28 Aralık 2011 akşam bombaladıkları insanların sivil olduğunu bilmesi mi? Hayır, haber o değil. Roboski katliamına kafa yormuş herkes bunun bir kaza olmadığını biliyor. Biraz gazetecilik biraz mantıkla bu sonuca kolaylıkla varılabilir. Ayrıntılılarına girmiyorum, çünkü daha önce yazdım.
Buradaki haber bunu bir subayın söylemesi. Göktaş’ın kaynağı bilinmiyor. Sordum kendisine. Kaynağının gizli olduğunu söyledi. Bir gazeteci için çok önemli bir araçtır bu. Böylelikle insanlar gazetecilere gizli ya da hassas bilgi aktarırken başlarının belaya girmeyeceğini bilir.
Haber, bombardımandan önce topçu atışı emri veren dönemin Jandarma Asayiş Kolordu komutanı Korg. Yıldırım Güvenç Yıldırım Güvenç gibi işin içinde bulunanların adlarını da içerdiği için son derece güvenilir görünüyor. Göktaş’ın olgulardan tamamen emin olmadan isimler dahil şekilde bu haberi yazacağına ihtimal vermiyorum.
İlk işaret değil
Buna karşılık, bu, bombalanacak insanların kaçakçı olduğunun işin içindekiler tarafından bilindiğine dair ilk işaret değil. Böyle bir işaret HDP’den Ertuğrul Kürkçü’nün ‘alternatif rapor’unda da bulunabilir. Kürkçü katliamı araştıran Meclis komisyonunun üyesiydi. O ve komisyonun AKP’li olmalan diğer üyeleri komisyonun resmi raporunu kabul etmemişti.
Kürkçü’nün ‘alternatif rapor’unda albay Mehmet Olcensoy’un bir ifadesi var. Köylülere yönelik topçu ateşiyle ve köylülerin tepksiyle ilgili bu ifade. Grup top ateşine rağmen Türkiye’ye doğru yürümeyi sürdürmüş. Bu da bombardıman taraftarı olanlara grubun PKK’lı oldukları izlenimini doğurmuş ki pek akla yatkın değil, çünkü PKK’lı olsalar zaiyat riskini azaltmak için dağılıp saklanırdı.
Her neyse, Kürkçü’nün raporuna göre Olcensay diyor ki: “Hedef kitlenin topçu mermilerine tepki göstermemesi benim kafamda bir soru işaretidir. Bu sebeble bir kuşku olduğu icin BTÖ (Bölücü Terör Örgütü) mensupları yok edildi diye bir coşku olmadı.” (Bu ifadenin resmi raporda yer almadığını da belirtelim)
Bu sözler, Türk basınında da yayınlanmadı. Resmi rapor, Öcalan’ın ateşkes ve çekilme ilan ettiği 2013 Newroz’una birkaç gün kala açıklandı. Bu da herhalde mümkün mertebe az dikkat çeksin diye böyle yapıldı. Türk basını, raporu tam da Erdoğan’ın hoşuna gidecek biçimde yayınladı: Raporun bulgularını yansıttılar; yani bombardıman bir kazaydı ve hiç kimse sorumlu değildi. O kadar. Haydi barışa!
Daha fazla lazım
Umramı o süreçte yer almış başka insanlara da cesaret gelir ve bildiklerini güvenilir gazetecilere aktarırlar. Göktaş’ın haberi, bunu yapmakla kimsenin başının belaya girmeyeceğini, kimliğinin saklanacağını gösteriyor.
Gerçi bu da yetmez. Çünkü sızdırmalar, katliama dair, o gece orda ne olup bittiğine dair kapsamlı ve adil bir soruşturmanın yerini tutamaz. Ancak şu an elimizdeki bu.
Türklerin okumadığı, güvenmediği Kürt basınında değil de Milliyet gibi gazetelerde çıkan bu tür haberler daha fazla insanın Türk devletinin pekala kendi vatandaşlarını acımasızca öldürüp sonra da katliamı örtbas edebildiğini anlaması için kritik önemde.
Acı ama hayati
Bu daha önce de oldu. Ama hala bu ülkede birçok insan gerçeğe sırt çeviriyor. Bu bir ölçüde anlaşılabilir. Sevmeniz ve güvenmeniz benimsetilmiş bir devletin elini kana buladığını fark etmek korkunç bir şey olsa gerek.
Bu gibi haberler insanların gözünün açılmasına yardım eder. Bu da barış sürecinin acı ama hayati bir parçası.