Gamze Yücesan Özdemir: Kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmak bir temenni değil, bir politik mücadeledir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Şiddet dayanılmaz, açıklaması daha da dayanılmaz. Burjuva sosyal bilimcilerin radikalleri de ana akımcıları da aynı şeylere işaret edip duruyor: Kadın-erkek ilişkilerinde bağlanma sorunları, kıskançlık, büyük kentlerde tutunamama halleri, uyuşturucu kullanımı, eğitimsizlik… Failin günahlarını işaret eden bu başlıklar sıralanıyor ve açıklama sorunu çözülüyor. Burjuva sosyal bilimlerinin herhangi bir konuyu değil tedavi, teşhis bile edemediğini bir kez daha görüyoruz. Bu konuşulanlar sadece sınıflı toplumun görünümleridir, büyük ustanın dediği gibi, “Her şey göründüğü gibi olsaydı, bilime gerek kalmazdı.” Kadına şiddeti açıklamak ancak tarihsel maddeci bir yaklaşımla, kadın sorununu sınıf sorunu kapsamında ele almakla mümkün. Ve şiddeti kökünden yok etmek de ancak yeni bir hayatı, eşitlikçi bir toplumu kurmakla gerçekleşebilir. Dolayısıyla kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmak bir temenni değil, bir politik mücadeledir.

Yurttaş kadınlar. Kadınların yeniden varolabilmesi evde, işte ve toplumsal hayatta sosyal yurttaşlar olmalarından geçiyor. Kadın ve erkek, yaşamın üretiminde ve yaşamdan pay almada aynı haklara ve kolektif sorumluluklara sahipse ancak yurttaşlıktan söz edebiliriz. Yurttaşlık bugünün emek rejiminin karşısında en ön barikatlardan biridir. Yurttaşlık temelleri emekçilerin kolektif haklarına dayanan bir rejim içinde gerçekleşebilir. Dolayısıyla bugün emekçi sınıfın kolektif haklarının yeniden yükselmesi temel hedeftir. Eşit işe eşit ücret ilkesi, tüm kadın yurttaşlara sosyal güvence, mesleki eğitim ve öğrenim hakkı, kadınların çalışabilmesi ve toplumsal ilerlemenin eşit unsurları olabilmeleri için çocuklarla, yaşlılarla ilgili devletin sorumluluk alması ancak yurttaşlığın tesisiyle hayata geçirilebilir.

Özgür kadınlar. Kadının özgürleşmesi ile yeni bir hayatın, yeni bir toplumun inşası birbirinden ayrı düşünülemez. Yeniden varolabilme mücadelesinde kadının özgürleşmesi, bireysel hareket serbestisi ya da kendi bedeni üzerindeki hakimiyeti ile sınırlandırılamayacak kadar büyük bir ufkun parçasıdır. Özgürlük, kadının yalnızca bireysel yaşamında değil toplumsal yaşamda da söz sahibi olması ve bu deneyim içinde kendi niteliklerini kaybetmeden var olabilmesidir. Bugün kadına yönelik şiddeti yok etmek için, toplumsal kurtuluş için, sınırları aşma yürekliliği gerekiyor. Yeniden varolmak bir başka dünyaya bakmaktır, yürek ister. Bu yürek de kadınlarda var. “Biz işçi kadınlar, Ekim Devrimi’nden sonra ancak güneşi gördük” diyor bir kadın Pravda’ya yazdığı mektupta. Bu kara günlere inat, biz kadınlar güneşi tekrar göreceğiz, mutlaka!

Gamze Yücesan Özdemir’in yazısı