Fenerbahçe kendisine rağmen şampiyon olur mu?

ERAY ÖZER
@ErayOzer
erayozer@gmail.com

Başkan Aziz Yıldırım için belki de en kritik sezonu yaşıyoruz. Kulüpteki 18 yıllık hanedanını kupa kaldırarak alkışlar altında sonlandırmak isteyecektir. Başka türlüsü ‘devam’ kararını getirebilir. Kadro yapısı ve rakiplerin formuna bakınca sarı-lacivertlilerin bunu başarması sanıldığı kadar zor değil. Tabii kendini yenmeyi başarırsa…

Aziz Yıldırım. Süper Lig’de her takımı başkanının adını zikretmeden eleştirebilir, övebilir, değerlendirebilirsiniz. Fakat Fenerbahçe hakkında içinde Aziz Yıldırım geçmeyen bir değerlendirme yazısı yazamazsınız.

Geçip giden 18 yılın ardından o artık kulübün sadece başkanı değil. Babası. Anası. Teknik direktörü. Malzemecisi. Kanı. Canı. Her şeyi.

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin başına eklenen bir sıfat gibi sanki artık.

18 yılda belki de ilk defa bu sezon gitmesi yönündeki sesler fısıltıdan ötede çıkmaya cüret etti. Belki de ilk defa başkan da, bir akşam yastığına kafasını koyarken Fenerbahçe’siz bir hayatın nasıl geçebileceğine dair ürkütücü bir fikirle boğuşurken buldu kendisini. İlk defa irkildi.

Gitmesi için nedenler muhtelif. Lakin kalması için yeterli tek bir neden olacaktır: Şampiyonsuzluk. 18 yıllık bu yüce kral, tacını büyük bir vakar içerisinde kendi elleriyle seçtiği –yahut seçmiş gibi davrandığı- halefine devrederken geride ligi ikinci, üçüncü, Allah göstermesin dördüncü sırada tamamlamış bir takım bırakmak isteyemeyecektir.

İstememek şöyle dursun, Saracoğlu’nun orta yerinde, başından aşağıya konfetiler dökülür halde, ışık oyunları altında o kupayı kaldırırken uğurlanmak dışında hangi seçenek bu yorgun kral için kabus olmayacaktır ki?

Hele bu görkemli şölene bir de basketbol takımından bir Avrupa kupası eklenirse… İşte o zaman elini her zaman üstünde tutabileceği bir rahatlıkla devredecektir bu koca hanedanı.

Dördüncülük çok da önemli değil

Fotoğraflar: Fenerbahce.org

Ligin ilk yarısını dördüncü sırada tamamlamak. Evet, ağızdan ilk çıktığında yukarıdaki gibi bir veda için ürkütücü bir olağanüstü hal cümlesi gibi tınlıyor. Fakat lider Başakşehir ile arasında beş puan olması, dört takımın bu beş puan hattında sıralanması ve Fenerbahçe’nin sezon başından bu yana süren bütün tartışmalara rağmen kağıt üzerinde en geniş kadro yapısına sahip olması onu en az diğerleri kadar iddialı hale getiriyor. Beşiktaş ve Galatasaray’da sürüp giden istikrarsızlık da cabası.

Teknik kısma girmeden yine yönetimsel bir tercihten söz etmek şart. Dick Advocaat tercihini sabahlara kadar eleştirebilir veya övebiliriz. Kaldı ki, yaşlı, para için geldi, her tatilde ülkesine kaçıyor gibi eleştirilere rağmen sahada zaman zaman Zico’nun Fenerbahçesi gibi sağlam bir takım görmemizi yine o sağlamadı mı?

Lakin, bir önceki teknik direktörün işine son ana kadar son vermemek, Pereira’yı göndermek için Ağustos ortasını beklemek bu dördüncülüğün tek müsebbibi değilse nedir?

Ya Advocaat erken gelseydi

Zira takım bir arada oynadıkça açıldı, açıldıkça özgüveni yerine geldi. 2016 yazını Advocaat ve ekibiyle çalışarak geçirmiş bir Fenerbahçe’nin bugün o tablonun en tepesinde yer almayacağını kim iddia edebilir?

Teknik kısma gelince… Sezon başında ‘Gökhan Gönül gitti ama Avrupa’nın en iyi sağ beklerinden birini aldılar’ dediğimiz, Hollanda’nın genç kuşağının Reiziger’i diye anılan Van Der Wiel’in yarattığı büyük hayal kırıklığı Fenerbahçe savunmasının tek handikapı. Sağ kanadı Shakhtar Donetsk’ten Zorya Luhansk’a kiralanan Karavaev’i alarak toparlama yoluna gitmiş görünüyorlar. Yani eğer gizli bir cevheri dünyanın geri kalanından habersiz bulup çıkarmadılarsa bu sadece maliyeti ucuz olduğu için yapılmış bir transfer gibi duruyor. Tabii bu bölgeye bir transfer daha gelebilir, şimdilik bilemiyoruz.

Onun dışında Skrtel-Kjaer ikilisi gerçekten de Türkiye standartlarının üzerinde iki stoper, solda Hasan Ali Kaldırım pozisyonunda Türkiye’de rakipsiz. Kısacası sağ ayağı da toparlanırsa ve sürpriz bir sakatlık yaşanmazsa sarı-lacivertliler ikinci devrede kolay kolay gol yemez.

Ozan Tufan bıktırdı

Tabii savunma ile ileri uç arasında bağlantıyı kurması beklenen defansif orta saha pozisyonu da iyi çalışırsa. Mehmet Topal ve Souza tamam ama onların yanında Ozan Tufan’ın lüzumsuz hırçınlığı, ani top kayıpları en başta Fenerbahçe taraftarını delirtiyor.

Soyadını doğru yazana kulübün anahtarını vermeyi vaat ettikleri Chahechouhe-Lens ikilisi arasında ten uyumu sağlanmış gibi görünüyor.

Ama Lens bir ayrı. Taraftarlar için sezonun ilk yarısının kahramanı uzak ara Sunderland’den kiralık gelen Hollandalı. Üstelik geçirdiği sakatlığa rağmen. Tek handikapı böyle oynamaya devam ederse sezon sonu elde tutulamama ihtimali.

İlerisi Sow’a emanet. Van Persie’nin geldiğinden bu yana ilk kez bu devre biraz kıpırdanmasına rağmen kimse kusura bakmasın, Persie, Fernandao ve Emenike’yi toplasanız bir Sow etmiyor.

Böyle bakınca Fenerbahçe, ara transferde sağ kanat, orta sahanın ortası ve forvet hattında sol kanada yakın bölgeye birer transfer yapması halinde daha iddialı bir pozisyona geçebilir gibi görünüyor.

En büyük rakibi kendisi

Ama tabii söz konusu Fenerbahçe olunca hiçbir şeyi önceden kestirmek mümkün değil.

Fenerbahçe’nin Fenerbahçe’den başka dostu yok, derler. Doğrudur.

Lakin bir o kadar doğru olan ise Fenerbahçe’nin Fenerbahçe’den daha büyük düşmanı olmayışı değil midir?

Fenerbahçe için şampiyonluğa giden yol diğer takımlardan önce Fenerbahçe’yi yenmekten geçiyor. Gerisi sonra gelir.