İkide bir faizleri düşürmekten söz etse de ve hatta zaman zaman Merkez Bankası’nı ihanetle suçlasa da, “en yetkili ağız”ın bankanın yaptığı faiz artışlarına müdahale edememesi tam da bu nedenledir. Enflasyon artışı durdurulamadığı için, sıcak para bağımlısı ekonomiye döviz girişinin devam etmesinin tek yolu faizleri artırmaktan geçmektedir; çünkü faizler artmazsa ülkeye sıcak para gelmeyecek, bu da dış açıktaki artışın sürdürülebilir olmaktan çıkması anlamına gelecektir. Böyle bir durumda ise döviz kurlarında artış olacak, bu da beraberinde enflasyonun artışını getirecektir. Tüm bunların neticesinde ise artırılmak istenmeyen faiz kaçınılmaz olarak yine artırılacaktır.
İşte yeni rejimin hazine ve maliyeyi birleştirerek ihdas ettiği Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın başına geçirilerek ekonomi yönetiminin –en azından kâğıt üzerinde- teslim edildiği damadın dilemması, yani ikilemi tam olarak burada başlamaktadır. Damat istediği kadar uluslararası mali sermayeye göz kırpmak için “Önceliğimiz enflasyonla mücadele” desin, uluslararası mali sermaye son sözü kayınpederin söyleyeceğini ve onun “Önce faizler düşmeli” dediğini bilmektedir.