Türkiye’de asker Soğuk Savaş’la birlikte dinin siyasal alandaki taşıyıcıları ile sola karşı pragmatik bir ilişki içerisine girmiş, konjonktüre bağlı olarak onlara alan açmış, çeşitli ittifaklar yapmıştır.
PKK ile mücadele ise İslamcılıkla asker arasındaki ilişkiyi derinleştirmiştir. PKK ile mücadelenin ümmet adına yürütüldüğü, karşıdakilerin dış güçlerin maşası olduğu, savaşın ‘hilal’le ‘haç’ arasında gerçekleştiği türünden söylemler tabanda karşılık bulmaktadır. İmam-hatiplerde askerler için düzenlenen dua törenleri, okunan Kuran’lar, indirilen hatimler vs. ise “küffara karşı cihat” söyleminin pratikteki tezahürleri olarak değerlendirilmelidir.
Ancak mesele sadece İslamcılığın militerleşmesi değildir; ordu da açıkça dönüşmüştür, dönüşmeye devam etmektedir, yani ‘İslami militarizm’ diye bir olgu vardır karşımızda. Alt kademelerde, yani astsubaylar ve uzman statüsünde görev yapanlar arasında ciddi bir dinsel kadrolaşmanın söz konusu olduğu sıkça iddia edilmektedir. Daha yüksek rütbeliler için ise, daha düşük bir oranda olmakla birlikte, benzer iddialar dile getirilmektedir.