Trump, seçim dönemi boyunca izolasyoncu mesajlar vermiş olsa da özellikle ikinci döneminde hem içeride hem dışarıda enerji odaklı bir politika izlemiştir. ABD’nin geleneksel sanayi sermayesi fraksiyonuna yaslanan Trump, Biden dönemindeki karbon yakıtları azaltmaya dair “yeşil kapitalizm” yaklaşımını tersine çevirmiş ve başta petrol olmak üzere karbon yakıtlara dayalı enerji politikalarını tekrar başat konuma getirmiştir.
Amerikan teknoloji şirketleri de veri madenciliği, kripto paralar ve en önemlisi de yapay zekâ için elektrik enerjisine ihtiyaç duymaktadır ve elektrik üretimi de esas olarak petrole dayanmaktadır. Dolayısıyla enerji, ABD’nin bütün sermaye fraksiyonları için vazgeçilemez bir başlıktır ve bu da Amerikan emperyalizminin ana yönelimlerini belirlemektedir.
Tam da bu nedenle İran’ın misilleme saldırılarında petrol şeyhliklerini ve enerji üretim tesislerini hedef almasının askeri olmanın ötesinde ekonomi-politik bir mantığı vardır. İran bu saldırılarla ve ek olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatmakla, enerji üretimi, enerji arzı, enerji fiyatları üzerinden küresel sistemi felç etmeyi ve savaşı emperyalistler açısından sürdürülemez hale getirmeyi hedeflemektedir.
ABD, İsrail’le birlikte bir kez daha bir haydut gibi davranarak İran’a saldırmıştır ve bu saldırganlık ABD’nin giderek azalan hegemonyasını çubuğu iyice zora bükerek devam ettirme arayışının bir yansımasıdır.