Fatih Polat: 110 yıl sonra biz yine adliye önlerinde, sokaklarda meslektaşlarımız için…

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

24 Temmuz, 1908’de 2. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte ‘sansürün kaldırılışı’ ve ‘Basın Bayramı’ olarak ilan edilmiş olsa da, işin aslı, sansür öncesinde olduğu gibi 110 yıldır da üzerimizde oturuyor.

Türkiye’de epey bir süre, öldürülen gazetecilerin tarihi 6 Nisan 1909’da Hasan Fehmi Bey’in öldürülmesi ile başlatılır ve Ermeni gazetecilerin, pek çok başka Ermeni aydın ile birlikte katledildiği 1915 atlanılarak devam edilirdi. Ermeni gazetecilerin, Türkiye’de öldürülen gazeteciler listesi içinde anılması, istisnalar dışında, 19 Ocak 2007 tarihinde Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in gazetesinin önünde öldürülmesinden sonra oldu. Cumhuriyetin ilanı ve sonrası da biz gazeteciler için bir özgürlükler dönemi olmadı. Cumhuriyetin ilk inşa sürecine denk gelen 1925 tarihli Takrir-i Sükun Kanunu, Türkiye basını açısından ağır bir sansür dönemiydi.

Dün sistemli gazeteci cinayetlerine tanıklık ediyorduk, bugün de gazetecilik öldürülmek isteniyor.

Tam da bu nedenle 110 yıl sonra biz yine adliye önlerinde, sokaklarda meslektaşlarımız için, mesleğimiz için, halkın haber alma hakkı için haykırıyoruz, haykırmak zorundayız: Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!

Fatih Polat’ın yazısı