Son yıllarda Türkiye’de nafaka üzerinden yürüyen tartışmalar, çoğu zaman “mağdur erkekler” söylemi etrafında şekilleniyor. Biliyorsunuz bir de böyle bir platformları var. Yeryüzündeki varlıkların yüzde 90’ına sahip erkekler, mağdur olmuşlar.
Bir hatırlatma, nafaka, boşanma sonrası ekonomik olarak zayıf duruma düşen tarafı korumayı amaçlayan çok eski bir hukuki kurum. Tarihsel olarak bakıldığında da farklı toplumlarda uzun süredir varlığını sürdüren bir destek mekanizması.
Türkiye’de de nafaka sistemi Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir devamlılık taşır. Ancak son yıllarda özellikle bazı medya organlarında “sınırsız nafaka”, “kadınların haksız kazancı” gibi başlıklarla yoğun bir algı üretildiği görülüyor. Bu anlatı, tekil örnekleri genelleştirerek bütün sistemi tartışmaya açıyor.
Oysa kadınların hayatındaki gerçeklik çoğu zaman bu kadar sloganistik değil. Nafaka miktarları çoğunlukla yüksek rakamlar değil birçok dosyada 150 TL, 250 TL, 400 TL gibi oldukça düşük seviyelerde kalıyor. Yani kamuoyunda çizilen “yüksek nafaka ile geçinen kadınlar” imajı, istatistiklerle örtüşen bir tablo sunmuyor. Gerçek değil!
Daha da önemlisi, nafaka sisteminin mutlak ve değişmez olmadığı gerçeği gözden kaçırılıyor. Nafaka bağlandıktan sonra da taraflar mahkemeye başvurarak gelir değişikliklerini, ekonomik şartları ya da yeni durumları gerekçe gösterip yeniden değerlendirme talep edebiliyor. Yani sistem, söylendiği gibi “tek taraflı ve geri dönüşsüz” değil.