İsrail ve ABD’nin İran saldırısı bize bir şeyi bir kez daha çok net gösterdi: Trump dış politikasında diplomasi masası hem meşruiyet zemini üretmek hem de karşı tarafı son ana kadar hareketsiz tutmak için kuruluyor; müzakereler, karşı tarafı son ana kadar beklemeye zorlayan, bölgesel ve uluslararası kamuoyunu hazırlayan, askeri hamlenin meşruiyet zeminini önceden döşeyen bir ara istasyon işlevi görüyordu.
Bu saldırıyı yalnızca vurulan hedeflerin teknik dökümü gibi okumak eksik kalır. Karşımızda basit bir askeri hedef listesi değil, birbirine eklemlenmiş üç katmanlı bir müdahale var. İlk katmanda doğrudan askeri kapasite hedef alınıyor. Nükleer tesisler, balistik füze altyapısı, deniz unsurları ve komuta zincirini ayakta tutan kritik düğüm noktaları. Ama mesele yalnızca bunların imhası değil. Amaç, İran’ın savaşma kapasitesini azaltmak kadar, yeniden toparlanma kapasitesini de felce uğratmak.
Bugünkü saldırı bu projenin son halkası: amaç artık çevre aktörleri değil, merkezi vurmak. Temmuz 2025’teki 12 günlük savaş ve bu operasyon, aynı daha büyük hesabın parçası: İran’ın caydırıcılığını kırmak, rejimini yıkmak ya da ağır darbe vurmak, vekil ağını tamamen budamak, İsrail’i güvenlikten ticarete kadar bölgenin vazgeçilmez merkezi hâline getirmek.
Bilinen şu: Ortadoğu değişti. Bilinmeyen ise şu: Neye doğru?