Anlaşılan o ki CHP Kemalizmin ve vesayetçiliğin tükenmesi ile oluşan travmayı üzerinden bir türlü atamadı. Nitekim her fırsatta yaratıcılıktan uzak, topluma dokunmayan, arkaik bir dile ve klişelere kaydı. Oysa CHP’nin şu gerçeği görmesi gerekirdi: Bugünün ‘post modern’ küresel dünyasında, yani modern milli kimlikler yıpranırken önlerinde iki yol vardı… Biri modern öncesi veya karşıtı bir ‘millilik’ arayışıydı ki bunu zaten MHP yapıyordu ve AK Parti de o noktaya çok yakın bir sosyolojik tabana sahipti. İkincisi ise geleceğe dair bir tasavvur oluşturmak üzere demokratik bir rejim önermesi yapabilmek ve vatandaşlığı/bireyi öne çıkarmaktı.
Bugün CHP tabanında her an AK Parti’ye kayabilecek bir kitle olduğu gibi, AK Parti seçmeninde de CHP’ye kayabilecek geniş bir grup mevcut. Yeter ki partiler gerçekten ‘doğru’ davransınlar, dar kimlikçi bakışı aşabilsinler ve vatandaşı öne çıkaran demokratik bir sistemi sahiplensinler.
Bunu AK Parti CHP’den önce yaparsa, geriye barajı geçemeyen bir CHP kalır. CHP, AK Parti’den önce yaparsa iki partili bir yapıya gidilir ve yeni bir iktidar alternatifi doğar. Ya da her ikisi de böyle devam ederler ve siyaset bir bütün olarak yozlaşmaya yüz tutar.