Bu sefer kutuplaşma gündemi iki kavram üzerine oturmakta: Yolsuzluk ve darbe. Muhalefet AKP’yi yolsuzluğun temsilcisi yaparak onun karşısında bir cephe oluşturmanın peşinde. İktidar ise darbeyi öne çıkararak bu gerçeği görmek istemeyen muhalefet karşısında kendi tabanını cepheleştiriyor.
…Bütün kutuplaşma eğilimlerine ve kutuplaştırma çabalarına karşın, Türkiye toplumunun yarısı kutuplaşmama basiretini sergilemeye devam ediyor. Bu geniş ve çoğulcu sağduyu platformu ülkenin demokratik çizgide kalmasının da sosyolojik zeminini oluşturuyor. Çünkü ne hükümetin veya muhalefetin ne de ülkeyi demokratik rayından çıkarmaya hevesli odakların bu geniş kesimi göz ardı etmesi mümkün. AKP destekçiliği/karşıtlığı ikilemi içinde kalındığı sürece, ne yolsuzlukların ne de muhtemel darbelerin engellenmesi mümkün olur.
Bu kutuplaşma her bir tarafın gerçekliğin belirli bir yönüne kör kalmasına neden oluyor ve olmaya da devam edecektir. Bu ise aslında her iki tarafa da güç vererek hem yolsuzluklara müsamaha hem de darbe arayışı ihtimalini artıracaktır. Neyse ki Türkiye böyle bir bataklığın içinde değil. Medya bu konuda yanlış kanaat uyandırmak için elinden geleni yaparak safları sıklaştırmaya ve böylece kendisini aktörleştirmeye çalışsa da, toplumun en az yarısı bundan etkilenmeyecek kadar deneyimli gözüküyor.
Kutuplaşmanın zararları üzerine söylenenler tabii ki doğru. Ancak kutuplaşmanın kapsamı üzerine söylenenler o denli doğru değil… Olağandışı çalkantılı bir dönüşüm sürecinde bile toplum sağduyu ibresini doğru yönde tutmayı sürdürüyor ve bunun seçimlere yansımaması düşünülemez.