AKP’nin tarihsel misyonu en basit haliyle dışlanmışların kamusal alanın parçası olmasını sağlamasıydı. Bu aynı zamanda rejimin demokratikleşmesini, çeperin merkezi yeniden inşa etme araçlarına ulaşmasını ifade etti.
Söz konusu değişim ‘yeni’ bir Türkiye yaratmak üzere ideolojik ve psikolojik eşiğin geçilmesi demekti.
Ancak ‘rejim’ belirli bir zihniyetin korunaklı yapısı içinde şekillendiği ölçüde, tarihsel bir momentteki şu veya bu siyasi iradenin gücüyle bir anda buharlaşmıyor. Koalisyonlar ve sentezler yaratarak hayatiyetini idame ettiriyor.
Öte yandan ‘yeni’ olana hamle ‘eskiden’ uzaklaşılabileceği duygusunu verse de, toplumun buna cesaret göstermesi varlığına ilişkin tehditlerin olmamasını gerektiriyor. Dolayısıyla ‘eskinin’ taraftarları böyle bir tehdidi beslemeyi bir ‘strateji’ haline getiriyorlar. Korunma ve savunma dürtüsünün ‘yeniyi’ durdurmasa da ‘eskiye’ benzeteceğini öngörüyorlar.
…AKP Türk-İslam sentezini kırdı… İslamı Türk’ten değil ama Türklükten, dolayısıyla muhafazakar kitleyi de devletten değil ama devletçilikten özgürleştirdi. AKP’nin reformcu niteliğinin altında söz konusu ‘mesafe almayı’ sağlayan ufuk, tasavvur ve strateji yatar.
Bu tespit bize AKP’nin hangi yoldan ‘eskiye’ taşınmak isteneceğini de söylüyor: AKP’nin yenilikçiliğinin önünü kesmenin yolu onu yeniden Türk-İslam sentezine döndürmektir. Bu ise tabii ki Çözüm Süreci’nin bitmesini, çözümsüzlüğün yeniden ‘doğal durum’ haline gelmesini gerektiriyor.