Ertuğrul Mavioğlu: 12 Eylül yan hücrede ölen arkadaştır, işkence sesleridir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Adnan binbaşının sözleri bittiğinde iki arkadaşımızı kollarından çekip götürmüşler, yandaki boş hücreye koymuşlardı bile. Biri Behçet’ti ki, yıllar sonra 1 Mayıs mitinglerinden birinde gördüm onu. Yine güleç, yine heyecanlı ve heybetliydi. Diğeri İrfan Çelik’ti. İrfan’ın gece yarısı kendini kalorifer demirlerine astığını, ancak ertesi sabah öğrenebilecektik.

İrfan’dan ötürü, 12 Eylül benim için öncelikle yan hücrede ölen arkadaştır. Sonra işkence sesleri arttı, hepsi kulaklarımızda birleşti ve 12 Eylül benim için kocaman, acı dolu bir çığlık oldu. O zamanlar 12 Eylül’ün neden gerçekleştiğine dair ekonomik, sosyolojik boyuta ve emperyalistlerin muradına pek dikkat edecek durumda değildik. Kelepçeler birkaç diş daha sıkılmıştı ve her geçen gün sokaklarda, dağ başlarında katledilmiş arkadaşların haberleri geliyordu. O nedenle 12 Eylül sadece bileklere değil, yüreklere de oturan kan oldu. Sırta inen cop, kalas oldu 12 Eylül; yakılan kitap, erken gelen kış, karanlık hücre, görüş yerinde aşağılanan anne, lime lime edilen insanlık oldu…

Ertuğrul Mavioğlu’nun yazısı