Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Hindistan’ın Müslümanlara saldırılarını anlatırken “Herkesin herhalde vejetaryen olması beklenemez” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi’nde Türkiye ve Pakistan’ın ortak ev sahipliğinde düzenlenen ‘nefret söylemiyle mücadele’ konulu etkinlikte konuşan Erdoğan, son günlerde Pakistan’la Keşmir sorunu nedeniyle bir kez daha karşı karşıya gelen Hindistan’a yüklendi.
Cumhurbaşkanı, eskiden sadece inek eti yediği için Müslümanların Hindistan’da kırbaçlandığını, palalarla dövüldüğünü ve ölüme terk edildiğini ifade etti.
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “‘Sen nasıl inek eti yersin…’ Böyle bir saçmalık olabilir mi, insanlara böyle bir yaklaşım olabilir mi? O zaman biz de inek eti yiyoruz, bizim akıbetimiz ne olacak? Onlara mı soracağız bunu? Herkesin herhalde vejetaryen olması beklenemez. Böyle bir durum da söz konusu değil ama bunlardaki mantık, kafa yapısı, bir yandan ‘inanç özgürlüğü’ diyeceksiniz, bir yandan ‘düşünce özgürlüğü’ diyeceksiniz… Benim inancımın gereği bu değil. Senin inancının gereği olabilir. Ben senin inancına saygı duyuyorum, sen benim inancıma niye saygı duymuyorsun?”
Erdoğan, Türkiye’de de domuz eti yiyenlerin olduğunu, bu kişilere şimdiye dek “Niye domuz eti yiyorsunuz?” diyerek müdahale edilmediğini belirterek “Bunlara asla müdahale etmedik, etmiyoruz da. Niye? Onun inancının gereği odur, yiyebilir. Bizi çok da ilgilendirmez” dedi.
Batıya ‘nefret söylemi’ eleştirisi
Günümüzde nefret söylemine, kültürel ırkçılığa, kutsal değerlere hakarete en fazla maruz kalanların Müslümanlar olduğunu belirten Erdoğan, şöyle dedi: “Müslümanların işyerleri, evleri, ibadethaneleri hemen her gün ırkçıların ve ırkçı grupların hedefi oluyor. Müslüman kadınlar başörtüsü taktıkları için sokakta, işyerlerinde tacize uğruyor. Popülist siyasetçiler ve medya tarafından normalleştirilmeye çalışılan nefret söylemini bir kez de buradan lanetliyorum. Mevzuattaki boşluklar düzeltilmeli. Nefret söylemi fikir özgürlüğü parantezine asla alınmamalıdır. Nefret söylemi küresel ölçekte yükselişte olan İslam düşmanlığı popülizm, ırkçılık ve yabancı karşıtlığının en yaygın aracıdır. Maalesef bu tarz söylemler günün her saatinde sosyal medyada, televizyon programlarında siyasetçilerin içe ve dışa yönelik beyanlarında normalleştirilmekte, adeta sıradan hale gelmektedir. Unutulmamalıdır ki Holokost’tan Bosna’ya, Ruanda’dan Myanmar’a insanlığa karşı en büyük suçların işlenmesinde önce nefret söyleminin ayak sesleri duyulmuştur. Ruanda’daki katliamları gerçekleştiren Batı’yı kimse hesaba çekmemiştir. Orada milyonlar öldürülmüştür ama kimse Batı’ya ‘Siz böyle bir katliamı nasıl yaparsınız? Nasıl yaptınız?’ dememiştir. Ve yine aynı şekilde uluslararası toplum her biri tarihe kara leke olarak geçen bu acı tecrübelerden gereken dersleri çıkarmamıştır.”