“Memleketten gitmeyi düşünür müsün?” diye soruyorlar. Haklılar. Bazen alıp başını gitmek ister insan. Gökyüzü karanlık, dostlar yabancı, düşler ölmüş ve acılı günler basmıştır insanın üstüne. İyi de, bu duygular, düşünceler memleketi terk edince değişir mi? Bencillik neo-liberal tezlerin uzantısı bir huy oldu ve salgın. Sadece kendi paçanı kurtarmak; sevdiklerin kıvranırken, yırttığına inanmak suç değil midir? Sevdiklerim derken…
Memleketimin toprağını kanıyla sulayan herkesten söz ediyorum. Göçmen Suriyelilerden, tehcire zorlanan Kürtlerden, akrabalarıyla savaşa sürüklenen Türklerden, insan olmak için çabalayan herkesten… Gövdesine zalimce balta inen zeytin ağacından, sokakta tecavüze uğrayan köpekten… Bunlardan biri eksik kalırsa, oraya memleket denir mi? Bırakamam, gidemem anılarımı, çocukluğumu, sevdalarımı, dostluklarımı…
Tarihsel bir kavga sürüyor. Kendi varlığını güce göre biçimlendiren, iradesini devreden, sormadan, kaygılanmadan, sevmeden yaşayanlarla; aydınlık için kavga veren, bir çocuğun gözyaşını dindirmek için çırpınan, soran, sorgulayanların savaşımı bu! Hep böyleydi.
Unutmayalım; tüm dünya bizim memlekettir. Dincilikten, ırkçılıktan kurtulmuş her akıl bunu bilir…
İyiler ve kötülerden oluşuyor dünya.
İnsan vicdanını terk edemez ki!