Enes Hocaoğulları: İnsan hakları mücadelesi sebebiyle hapse girmek, Türkiye'de yaşayan bir genç için ne yeni ne de öznel bir deneyim

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Kendimi tanıtmaya, kim olmadığımdan başlayayım: Ben bir kahraman değilim. Her gün sokakta gördüğünüz sıradan bir vatandaşım. Bu sıradanlığın içinde, toplumsal cinsiyet eşitliği için savunuculuk yapan genç bir sivil toplum çalışanı olmam da var. Geçen yıl, mesleğim dahilinde yaptığım bir konuşma, daha doğrusu insan hakları mücadelesi kapsamında yerine getirdiğim bir vatandaşlık ödevi sebebiyle hapse gönderildim. Davam devam ediyor.

İnsan hakları mücadelesi sebebiyle hapse girmek, Türkiye’de yaşayan bir genç için ne yeni ne de öznel bir deneyim. Türkiye’de yargının siyaset pençesine düşmesi, gençler arasında artan tutukluluk oranlarında da kendini gösteriyor. Son beş yılda tutuklu ve hükümlü sayısı yarı oranında yükselirken, cezaevlerinin en kalabalık yaş grubunu genç yetişkinler oluşturuyor.

Bu mektubu, davamın 23 Şubat 2026’da gerçekleşecek ikinci duruşmasından önce kaleme alıyorum. Yargı tacizinin sıradanlaştırıldığı, aklıma Sırrı Süreyya’nın “Zulmün artsın ki tez zeval bulasın” deyişini getiren bu dönemde, yalnızca siyasi saiklerle verilen tutuklama kararlarını değil, bu kararlar karşısında sergilenen yılmazlığı da konuşabilmeliyiz. Bir parçası olduğum insan hakları hareketinin içindeki her topluluğun direncini görünür kılmak, onları tanımak ve hayatın olağan bir parçasıymış gibi sahiplenmek gerekiyor.

Enes Hocaoğulları’nın yazısı