Ege Cansen: Yasaklanan faiz

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bugün faiz daha doğrusu “gerçek/reel” faiz konusunu işlemeye karar vermiştim. Yazıya başlarken birden aklıma Salih Hoca geldi. İstanbul’da yaptığı bir sunumdan sonra katılımcılardan biri (faizi önemsemeyen bir edayla) “Bir iktisatçı olarak, faiz hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye bir soru sordu. Hoca da “Bir iktisatçı olarak faizsiz iktisat düşünemiyorum” dedi. Faiz (paranın kirası?) kalubeladan beri tartışılan bir konudur. Bütün dinler (buna Komünizm de dahildir) faize karşı olmuştur. Ama faiz varlığını sürdürmüştür. Mesela Kanuni Sultan Süleyman zamanında resmi faiz oranı, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin fetvasıyla yüzde 12 olarak tespit edilmişti. Bir şeye karşı veya ondan yana olmadan önce, o şeyin tanımını yapmak gerekir. Anladığıma göre dinler, öncelikle reel faize karşıdır. Çünkü söz konusu olan ödünçler “değerini kaybetmeyen” altın para birimiyle verilmekte ve geri alınmaktaydı. İkincisi faizsiz olması tavsiye edilen ödünçlerde, ödüncü alanın da bundan bir gelir (kâr veya kira) sağlamayacağı varsayılmıştır. Üçüncüsü, vatandaşına vergi salma ve bu vergiyi silah zoruyla tahsil etme imtiyazı olan devlet, kendi vatandaşından faizle borç alması kimsenin aklına gelmemiştir. Dördüncüsü, hep yoksulların varsıllardan ödünç alacağı dolayısıyla faizi hep fakirlerin ödeyeceği sanılmıştır. Bir gün gelip, zenginlerin sahip olduğu kâr amaçlı firmaların, ihtiyat saikiyle tasarruf eden ve bunu bankaya yatıran orta sınıf halktan borç alacağı hayal bile bile edilmemiştir.

Ege Cansen’in yazısı