İktisadi kalkınma ve gelişmişlik çok kompleks bir fenomendir. İşin içine din/kültür boyutunu da katıp tartışmayı çıkmaza sokmak istemiyorum. Ama pek tabii kültür başat bir faktördür. Ülkeler kendi iç dengelerinin bozulması sonucunda, yükselişten inişe geçebilir. Ama böyle bir kusuru olmasa da emperyalist devletlerin askeri ve mali saldırıları yüzünden “makro ekonomik” dengesini kaybederek zora girebilir. Hatta çökebilir. Makro ekonomik denge her gelişmişlik düzeyinde hem oluşabilir hem de bozulabilir. Denge, zenginlik değil istikrar demektir. Zenginleşelim derken de ortaya çıksa, denge bir kez bozuldu mu, artık “dengesizlik, dengesizlik doğurur” hale gelir. Burada bağlamda dengesizlik “bütçe açığı” ve özellikle yapışkan “cari işlemler açığı” demektir. Bunun böyle olması o ülkenin iktisaden çok kötü durumda olduğunu göstermez. Nitekim Türkiye dengesiz bir ekonomiyle “üst orta gelir” düzeyinde bir ülke haline gelebilmiştir. Yurdum iktisatçıları “cari açığı ülkenin bir gerçeği” kabul etmiştir. Zaten 70 yıldır ülkeyi yönetenler de “cari açığı kapama”ya değil “cari açığı finanse etmeye” yani “dengesizliği sürdürmeye” odaklanmıştır. Bu tutumun en veciz ifadesi “finanse edildiği sürece cari açık sorun değildir” önermesidir. Yok aslında bir farkımız, hepimiz Osmanlıyız.